Çok iş var memlekette sizin için Dansözlük yaparsın belki de Sizler çarşıya biz Berlin’e Bizler Mersin’e siz tersine Polisle sorunumuz yok istersen bugün konuşurum telsize Kafamız tam 13.000 Feet Belki de karalarım 3.000 beat 50 şehir Air Force giy Konsere çık ve dümdüz git Orası güvenli bi’ circle değil Karanlıktan gelecek saldırılara karşı savunma yapmam gerektiğine inanarak sanal realitemde Karanlık’ı yaratıp, kendi gücümden vaz mı geçeceğim? ─ David Icke. Bütün korku, anksiyete, nefret, şiddet, savaş, depresyon ve diğer düşük frekanslı haller, elektromanyetik oldukları için çevremizdeki elektromanyetik Tamam Mıyız? (2013) (Yerli Film) Hayatta hiçbir şey tesadüf değil, her şeyin bir sebebi var Tıpkı Temmuz ve İhsan'ın yollarının mucizelerle kesişmesi hayatbuysa öleceğiz, yok eğer gerçek hayat baki olan hayat ise biz zaten yaşamıyoruz, gerçek hayata yol alıyoruz, ölülerinize ölüler demeyin onlar gerçek hayata dirilecekler, asıl ölü olanlar bizleriz, üzerlerimize ölü toprağı saçılmış yaşayan leşler olmaktan Allah cc ne sığınalım. EMRAH (@emrah_tellioglu3535) adlı kişiden TikTok videosu: "#izmir #gaziemir #keşfett #beniöneçıkart Biz zaten ölmek için yaşıyoruz be hayat😎😎". orijinal ses. 5vx91Z. Adam dirildiği için bir yabancılaşma, yalnızlaşma, umutsuzluk ve huzursuzluk yaşıyor. Bunları biz diriyken de yaşıyoruz. Hem yoğun bir şekilde. Adam yemekten içmekten zevk almıyor. Peki biz zevk alıyor muyuz bundan? Dinsel, mitolojik gönderme ve çağrışımlarla ilişkili bir kitap olan D. H. Lawrence’in “Ölen Adam” adlı kitabını okudum. Kitapta öldükten sonra kefeniyle dirilen bir adamın öyküsü anlatılıyor. Peygamber İsa’yı çağrıştırıyor adam bu anlamda. Kitapta da buna yönelik göndermeler var. Eski Mısır’a kadar uzanıyor öykü, mitolojik bir yapıya bürünüyor. Ama yabancılaşmayı, insanın içindeki hırsı, beklentiyi, kurnazlığı da ortaya koyuyor yer yer. Dirilen adam kefeniyle köye geliyor ve burada bir köylü ile karşılaşıyor. Köylü korkuyor, ama adama onu saklamayı öneriyor. Adam, kimseye söylememesini tembih ediyor varlığını ve köylünün avlusunda yatıyor, onun verdiklerini yiyor. Ama hiç zevk almıyor yemek içmekten. “Gene de, — yaşamak gerektiğine göre — bir parça ekmeği suya bandı, yedi. Ama içinde, istek, ölmüştü; yemek, içmek isteği bile.” [1] Ne ölü, ne de diriydi sanki o. “Yalnızdı; ölmüş olduğu için de yalnızlığın bile ötesindeydi.”[2] Çoğumuz bu keskin ve yabancılaşmanın yol açtığı yalnızlığın ötesinde yaşamıyor muyuz zaten? Bu yalnızlık da değil aslında, insanı kendisine ve her şeye yabancılaştıran, hiçbir şey ürettirmeyen ve ölümü bekleyen bir durum. Haydi bu adam ölmüş de dirilmiş, üzerine toprak atılmış. Peki soruyorum Üzerine henüz toprak atılmamış ne kadar ölü var dünyada? Çok değil mi şöyle bir düşününce; o zaman ölmek için üzerine toprak atılmasına gerek yok. Nefes alıyor olabilirsin, ama bu yaşadığını göstermez. Belki de çoktan ölmüşsündür, sadece zaman dolduruyorsundur. “… umut kırıklığından başka bir şey yoktu, bomboştu içi.” [3] Adam dirildiği için bir yabancılaşma, yalnızlaşma, umutsuzluk ve huzursuzluk yaşıyor. Bunları biz diriyken de yaşıyoruz. Hem yoğun bir şekilde. Adam yemekten içmekten zevk almıyor. Peki biz zevk alıyor muyuz bundan? Çoğu zaman bir robot gibi hissetmeden rutin bir şekilde yiyip içmiyor muyuz? Tat bile hissetmiyoruz. Yoksa biz de ölü müyüz? “Gün batarken köylü eşeği ile birlikte evine döndü “Efendi!” dedi, “cesedin bahçeden çalındığı söyleniyor, mezar da boş, askerler de yaka paça götürülüyor, yere batasıca Romalılar! Kadınlar da ağlamak üzere orada duruyor. Ölmüş olan adam, ölmemiş olan adama bakıyordu. “İyi,” dedi. “Ağzından bir söz kaçırma, kurtuluruz.” [4] Sonra Magdalena ile karşılaşır “Efendim!” dedi kadın, “sana nasıl, nasıl ağladık! Bize gelecek misin gene?” “Olan oldu, biten bitti; benim için, son da geçti bitti,” dedi adam. “Dere, onu dolduracak yağmurlar durana değin akacak, sonra kuruyacaktır. Benim için o hayat artık sona erdi.” [5] Adam ölüm içinde olduğunu bilmektedir. Bunun farkındadır ve gitmesi gerektiğinin de. Biz yaşamın içinde bunu fark etmeyiz çoğunlukla, ama bazen bir yerelere gitmemiz gerektiğini düşünürüz. Kimse bizi zorlamaz gitmemiz için, ama sanki içgüdüsel bir şekilde gitmek isteriz. Burada dirilen adam, köylüye kendisini sakladığı için biraz para verir, arkadaşından almıştır parayı. Köylü ise kurnaz bir şekilde “İstemez, yan cebime koy.” der. Adam bunun farkındadır. “Ama ölmüş olan adam üzgündü, çünkü köylü oracıkta küçük, kişisel bedeniyle duruyor; gözleri kurnaz kurnaz, sonraları paraca daha büyük ödüller koparmak umuduyla parlıyordu.” [6] Beklenti her şeyin üstündedir, hayatın içinde. Bir kez bir şey elde etmişsek, o şeyi, ya da daha fazlasını elde etme beklentisi içinde oluruz hayatın içinde. İşte burada köylü, saklamaya çalışsa da her hareketinden, bakışından beklentisi açığa çıkıyor. Hayat da böyledir. Kitabın bir de mitoloji ile ilişkilendirilen, Mısır Mitolojisi İsis ve Osiris ikinci bölümü var. Ben kitaptan dinsel ya da mitolojik çıkarımlar yapmak yerine, içinde yaşadığımız hayata yönelik çıkarımlar yaptım. Bir solukta okunan ve akıcı bir dille yazılmış kitaplardan bu. Kitabı okuyup bitirince insan huzursuz oluyor, yabancılaşmayı hissediyor ve kendi kendisine şöyle soruyor Acaba ben yaşıyor muyum, yoksa zaman mı dolduruyorum? Yaşamaktan zevk mi alıyorum, yoksa rutin bir şekilde tatminsiz bir yaşam mı sürüyorum? Acaba ben de ölüp dirildim de, bunun farkında değil miyim? Ya peki siz, sizler de yaşıyor musunuz? Yaptıklarınızdan, yediklerinizden zevk alıyor musunuz? Yoksa yaşayan birer ölü müsünüz? Erol Anar [1] D. H. Lawrence “Ölen Adam”, Çeviren Bilge Karasu, Adam Yayınları, Birinci Basım 1962, İstanbul,epub, sayfa 15. [2] Age, sayfa 11. [3] Age, sayfa 15. [4] Age, sayfa 17. [5] Age, sayfa 19. [6] Age, sayfa 22. Yayınlanma 0715 / Son Güncelleme - 1008 İzmir'in Buca ilçesinde sokak sokak gezen müzisyenler, çaldıkları enstrüman ve söyledikleri hareketli şarkılarla vatandaşları sahura kaldırdı. Müzisyen ve Sahne Sanatçıları Derneği İMSED üyeleri tarafından gerçekleştirilen etkinliği gören kişiler şaşkınlığını gizleyemedi. Müzisyen grubu vatandaşlar tarafından yoğun ilgi görürken, bazı kişiler şaşkınlıklarını gizleyemedi. Birçok kişi ise şarkılara eşlik etti. Bu sırada, Buca Belediyesi ekipleri de sahura kalkan vatandaşlara yiyecek ikram etti. Etkinliğe Buca Belediyesi Başkan Yardımcısı Barış Özrençber de katıldı. Giydiği kaftan ile dikkat çeken sanatçı Hikmet Durmuş, etkinlik sonrası açıklamada bulundu. "ESKİ GÜNLERİMİZE GERİ DÖNECEĞİZ" Koronavirüs salgını nedeniyle herkesin zor günler geçirdiğini ifade eden Hikmet Durmuş, "Ramazan ayı zor bir ay, yani insanların zor geçirdiği bir ay oldu. Çünkü evlere kapandık. Herkes, maalesef kısıtlamalar içerisinde, evlerinin içerisinde. Ramazan ayı, bereket ayıdır, coşku ayıdır, birbirimizi anlama ayıdır. Aç kalmak değil, açın halinden anlama ayıdır. İzmirli sanatçılar ve müzisyenler olarak biz yine gönül yapmak istiyoruz daha önce yaptığımız gibi. Sıkıntılı bir süreç yaşıyoruz müzisyenler olarak. Karar verdik, Kaynaklar'a gidelim dedik. Bu sıkıntılı süreci bayramdan sonra inşallah hep beraber güzel bir şekilde atlatacağız. Eski günlerimize geri döneceğiz. Buradaki vatandaşlarımıza hem güzel bir anı olsun istedik hem de yüzlerine biraz tebessüm getirmek istedik" dedi. "BİZ ÜRETMEDEN DURAMAYIZ" Düzenledikleri etkinlikle mahalleliyi sahura kaldırdıkları için büyük bir mutluluk duyduklarını belirten Durmuş, "Sanatçının görevi budur zaten. Biz üretmeden yapamayız. Bize eşlik eden herkese çok teşekkür ederiz. Evlerinde bizi dinleyen ve izleyenler keyif aldı. Sahur vaktinde onları uykudan sadece davulla değil, orkestrayla beraber uyandırmak istedik. Sanırım amacımıza ulaştık, 7'den70'e herkes büyük bir mutlulukla bize eşlik ettiler. Biz sadece öldük bittik ne yapacağız deyip evde kapanmaktansa ne yapabilirizi düşünüp buraya geldik. Biz müzisyenler mademki evde oturuyoruz, gönül isterdi ki 30 gün boyunca biz yine görevimizi yapalım. Sıkıntılı bir süreç yaşıyoruz biliyorum ama yine 30 gün boyunca bize deseler ki gelin sahur vaktinde halkımızı siz sahura kaldırın, bütün müzisyenler emin olun gönüllü olarak geleceklerine inanıyorum." diye konuştu. "HEP BÖYLE OLMASINI İSTERDİK" İzmirli müzisyenleri gören mahalle sakini Gönül Yeşil de etkinlikle ilgili şaşkınlığını dile getirerek, "Ramazan ayı boyunca hep böyle olmasını isterdik. Herkese çok teşekkür ederiz" dedi. Kaynak DHA Ben Bilmem Eşim Bilir Evi 1 Bölüm Full Izle. Spartacus 1 sezon 9 bölüm türkçe dublaj izle penthouse izle dizimomben bilmem eşim bilir'de ilk mücadele başladı! Ben bilmem eşim bilir / i̇lgili videolar. Semih Varol'un Evi from Sevilen yarışma ben bilmem eşim bilir, teve2'de! Prison break izle dizipal Ben bilmem eşim bilir 4. Ben Bilmem Eşim Bilir / Detailed and new articles on ben bilmem eşim bilir evi 12 bölüm. You can upload your own videos and share them with your friends and family, or even with the whole world. Bölüm full izle ben bilmem eşim bilir 3. Bölüm 2 Yıl Önce 3 Saat 6 Dakika 51 Saniye Görüntüleme Ben Bilmem Eşim Bilir Yılbaşı Özel 720P Hd Izle 7 Yıl Önce 2 Saat 40 Dakika 41 Saniye Görüntüleme Ben Bi̇lmem Eşi̇m Bi̇li̇r 31 Aralık 2014 Çarşamba Ben bilmem eşim bilir 2. Akrep son bölüm izle akrep son bölüm izle. Ben bilmem eşim bilir / Oyun Sırasında Bir Hayli Zorlanan Beylerin Bacakları Titreyecek. Ben bilmem eşim bilir'de ilk mücadele başladı! Search results for „ben bilmem eşim bilir evi 12 bölüm“. On youtube you can find the best videos and music. Hemen Kacin Seram Ternyata Ini Isi Video Rumah Hantu Yang Lagi Viral Di Tiktok Sevenler Incimesin. Ben bilmem eşim bilir'in 1 temmuz bölümü yarışmacılarından meltem ve i̇smet cankurt çifti, “sırtımda taşırım seni” oyunu sırasında yere kötü düşerek herkesi ç. Ben bilmem eşim bilir 4. Sevilen yarışma ben bilmem eşim bilir, teve2'de! Eski Kız Arkadaşı Başvurdu Yenisi Ile Katıldı! Prison break izle dizipal Bölümü ile bugün saat yayınlanacak. Bölüm full izle ben bilmem eşim. Koronavirüs salgını nedeniyle sosyal problem yaşayan yaşlı insanlara ücretsiz terapi uygulayan Uzman Psikolog Meleknur Alevcan, İsveç Lulea Teknik Üniversitesi tarafından verilen “Yılın Onur Ödülü”ne layık görüldü. Alevcan yabancı dillere olan ilgisi nedeniyle İngilizce dışında ikinci bir dil öğrenmek için Ankara Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı’na kaydolmuş. İnsanlara yardımcı olmayı gönülden sevdiği için, geleceğe dair yaptığı kariyer planlamasını buna göre hazırlayan genç, psikoloji okumaya karar verip burslu olarak Lulea Teknik Üniversitesi’ne başlamış. Yaşlıların yanı sıra geçtiğimiz haftalarda yaşanan İzmir depreminden etkilenen kişilerle de ücretsiz terapi hizmeti sunmuş. Down Sendromlular için garson olan, görme engelliler için kitap okuyan, yetimlere bakıcı ablalık yapan Alevcan yüzlerce insanın hayatına dokundu. Rusya ve Amerika’da da eğitimler alan Meleknur Alevcan ile eğitim macerasını ve virüs psikolojisini konuştuk. KORONAVİRÜS Dünyaya ilaç olduk53 ükeye tıbbi malzeme yardımı yapıldı OLAĞANÜSTÜ BİR KÜLTÜRLE HARMANLANDIM İsveç’te devletin sağlık politikalarını etkileyecek kadar yenilikçi bir yaklaşım olarak görüldü yaptığınız. Ödül de aldınız. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?İsveç’te koronavirüs pandemi sürecinde yaşlılara ve sağlık çalışanlarına yönelik verdiğim gönüllü terapi hizmetinden dolayı onur ödülünü almaya hak kazandım. Akademinin önde gelen isimleri, rektörümüz ve İsveç medyası bu duruma çok büyük ilgi gösterdi ve beni takdir etti. Fakat kendi perspektifimden baktığım zaman, böyle bir ödüle layık olacak kadar büyük bir şey yaptığımı düşünmedim hiç. Türk kültürü içinde doğup büyüdüğüm için aslında kendi kültürümüze göre ’zaten olması gerekeni’’ yaptığımı düşünüyorum. Ben yardımsever, çıkar gözetmeksizin ihtiyacı olanın elinden tutan, misafirperver, karşısındakini kendinden daha fazla düşünen olağanüstü bir kültür ile harmanlandım ve bu da kendi kişiliğimi şekillendirdi. Kaynağın kesinlikle bu olduğunu düşünüyorum. GÜNDEM Türkiye’nin yıldızı daha da parlayacak Gönüllü terapiye nasıl ve ne zaman başladınız? Seanslar online çevrimiçi olarak mı gerçekleşiyor?Gönüllü terapi vermeye koronavirüs pandemisinin başladığı ilk anlarda İsveç’teki yaşlı bakım evlerine ziyaretçi yasağı gelmesi ile başladım. Yaşlıların kendilerini aşırı derecede yalnız, izole olmuş ve depresif hissetmeleri hakkında bir haber okumuştum. O haber ile yalnız kalan ve yalnız ölmekten korkan yaşlıların endişelerini çok iyi anladım ve elimden geldiğince psikolojik destek vermek istedim. Tüm seanslar online gerçekleşiyor. Akıllı telefonlar, tabletler ya da bilgisayar aracılığıyla görüntülü arama şeklinde. DÜNYA Teşekkürler Türkiye Gerçek dost kötü zamanda belli oluyor, İtalya seni seviyor TEMEL PROBLEM YALNIZLIKYaşlı insanlar daha çok ne anlatıyor? Dert ve istekleri neler? Siz onlara ne öneriyorsunuz?İsveç’teki yaşlı insanların en büyük sorunu yalnızlık. Kültürel olarak bizim aile yapımızdan çok farklı, daha bireysel bir yapıya sahip oldukları için yaşlılar ile ailelerinin bağları zaman geçtikçe azalıyor. İstatistiklere bakıldığı zaman İsveç ve İskandinav ülkelerinde yalnız ölen yaşlı nüfus oldukça yüksek. Dolayısıyla bu yaşlı grup ile gerçekleştirdiğim terapilerde de benim gözlemlediğim en temel problem, yalnız ölmek istememeleri. Kendilerine artık ihtiyaç duyulmadığını düşünme, fiziksel ve psikolojik olarak pasifize olma, depresyon, anksiyete, fobiler de yaşlıların yaşadığı problemler arasında. Yaşlı insanların en büyük isteği, kendi aile bireyleri tarafından da onları merak edip arayıp soran birilerinin olması. Fakat maalesef çoğu bu duygudan mahrum bir şekilde yıllarını geçirmişken benim bir yabancı olarak ve ücret talep etmeden onları düşünmeme ve böyle bir terapi hizmeti veriyor olmama çok büyük şaşkınlıkla tepki veriyor ve tabii ki çok mutlu oluyorlar. Bu beni de mutlu ediyor. KORONAVİRÜS İngilizlerin gündemi Türkiye'nin yardımı Tarihte bir ilk Hedefleriniz neler? Şu an hem İsveç hem de İstanbul’daki kliniğimde psikoterapi hizmeti vermekteyim. Fakat koronavirüs dolayısıyla online terapi vermeye devam ediyorum. Terapileri İsveççe, Türkçe, İngilizce, Rusça ve Norveççe dillerinde yaptığım için uluslararası çalışıyorum. Yakın gelecek planlarım arasında da psikoloji alanında doktora eğitimime başlamak var. DÜNYA Pentagon'dan Türkiye'ye tıbbi yardım teşekkürü Örnek liderlikten dolayı müteşekkiriz Son olarak koronavirüs nedeniyle düzeni bozulan, hayatla ilişkisi kısıtlanan insanlara ne söylemek istersiniz?Unutmamalıyız ki bu problemi küresel çapta yaşıyoruz, yalnız değiliz. Bu süreçte kontrol edemeyeceğimiz durumlara odaklanmak yerine kontrol edebileceğimiz durumlara odaklanmamız çok önemli. Koronavirüs salgınını kontrol edemesek de salgına vereceğimiz tepkilerimizi ve düşüncelerimizi kontrol etmek bizim elimizde. Felaket senaryoları yazmak ya da bunun mevcut olduğu platformlarda gezinip anksiyetemizi tetiklemek yerine; olumlu düşünmek ve bu durumdan da alınacak birçok güzel ders olduğunu, üzerinde hiç düşünmediğimiz günlük rutinlerin bile aslında ne kadar değerli olduğunu fark etmek bizim elimizde. Bu sürecin de elbet bir gün geçeceğinin bilincinde olmalıyız. Sosyal mesafe, sosyal izolasyon anlamına gelmez. Mesafemizi koruyarak da sevdiklerimizle görüşebilir, gerekirse online platformlar üzerinden iletişimimizi sürdürmeye devam edebiliriz. Evde veya dışarıdaki müsait alanlarda yapacağımız düzenli egzersizler, Mindfulness gibi zihinsel rahatlatıcı alıştırmalar da psikolojik sağlığımız için çok önemli. Fakat yine de bu dönemde kişiyi fazlasıyla rahatsız eden anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluklar, depresyon ya da diğer herhangi bir psikolojik rahatsızlık yaşanıyorsa, mutlaka bir uzmandan yardım alınması gerekmektedir. Dünyanın çeşitli ülkelerinde huzurevleri terk edildi. İsveç’te yaşlılara bakış nasıl?Ne yazık ki İsveç’te yaşlılara yeteri kadar değer ve saygı gösterilmediğini düşünüyorum. İsveç’in başbakanı ve epidemiyoloğu da yaptığı açıklamalar ile yaşlıları yeterince iyi koruyamadıklarını ve pandemi sürecinde yaşlılara yönelik uyguladıkları stratejide hata yaptıklarını dile getirdiler. Benim özellikle yaşlı gruba bu hizmeti sunma amacım da bu problemi çok erken fark etmem oldu zaten. Ölüme terk edildiklerini ve kimsenin onları umursamadığını düşünmelerini istemediğim için onlara destek vermek ve ’sizi umursayan biri var’’ demek istedim. İzmir’e psikolojik destekTerapi dışında hangi gönüllü faaliyetlerde bulundunuz?Bunun dışında ülkemizde yakın zamanda gerçekleşen İzmir depremini yaşayan vatandaşlarımıza da gönüllü psikolojik destek hizmeti vermeye başladım. Böyle zor zamanlarda herkesin elinden gelen yardımı yapması gerektiğini düşünüyorum. Bu, insan olmamızın bir göstergesidir. Birbirimize ihtiyacımız var her zaman. Ankara’da okuduğum dönemde de hafta sonları düzenli olarak hayvan barınağında gönüllü olarak çalıştım. Yine o dönemde Ankara’da Down Sendromu olan çocuklara destek amaçlı açılmış bir kafede gönüllü çalışmalarda bulundum. Ankara’da üniversitemizdeki görme engelli öğrenciler için kayıt cihazına ders kitaplarını seslendirdim. Hem Türkiye’de hem de İsveç’te çocuk yurtlarında bakıcı abla, oyun terapisi gibi gönüllü hizmetler vermekteyim. İsveç’te şizofreni hastalarının aile ve yakınlarına hayatı daha da kolaylaştıracak ve stigma ile savaşacak gönüllü eğitimler veriyorum. İnsanlığa, hayvan dostlarımıza ve doğaya hizmet konusunda oldukça hassasım. Yani o kadar genel ki sorular, o kadar relatif cevapları var ki. "Neden yaşıyoruz?" Biyolojik olarak bakarsan üremek için, genlerini gelecek nesle aktarmak için. Sosyolojik açıdan bakarsan genelde bunun cevabı verilmeden ve soru sorulmadan dünyaya geliyorsun. Çocuk yapan insanlar çocuk yaparken genelde bir amaç uğruna yapmazlar, yapmak isterler veya üzerlerine "mahalle baskısı" yapılır o yüzden çocuk yaparlar. Bir amaç uğruna çocuk yapan insanlar azınlıktır. Mesela köklü bir şirket sahibiysen şirketini devredebileceğin birisi olması için çocuk yaparsın, padişahsındır veliaht olması için çocuk yaparsın. Dünyaya geldiğinde ailen sana bir sorumluluk yüklemiyorsa default sorumlulukların okuyup iş sahibi olmak bu seni kendi amacını bulmaya iter. Sana sorumluluk yüklendiyse Elon Musk'ın oğlu sen bu sorumluluğu kabul edersin ve hayatını buna adarsın. Biz çoğunluk olarak başıboş tayfadanız, ailemizin dünya görüşünü geleceğe taşımak yerine kendi görüşlerimizi yaratır ve peşinden gideriz. Sosyolojik olarak toplum böyle ayrılmış. Bir sorumluluk yüklenmediği için benliğimizi kavradığımızda 15-20 yaş arası biraz durup "neden" diyoruz. Yaşamanın bir amacı var mı? Yok. Niye amaç arıyoruz? Diğer canlılardan farkımız düşünebilmek ve mantık kurabilmek. Bir şeyi yaparken düşünürüz, bunu neden yapmalıyım? Neden duş almalıyım, çünkü kirleniyoruz ve toplum içerisine kirli çıkarsak hor görülürüz ve bu bizi kötü etkiler. Yarım saatimi ayırıp duş alırsam hem kendimi iyi hissedirim hem de dışarıda kötü tepki almam. Duş almamdaki amaç kendimi kötü hissetmemekmiş. Bu basit konuda bile düşünüp mantık kuruyoruz. Peki her saniyesini yaşadığımız bu hayatı sorgulamayacak mıyız? Sorgulayacağız, biz insanız. Ortada neden yoksa harekete geçmezsiniz, bir eylem nedene ihtiyaç duyar. Amaç/Neden aramak insanın yapacağı bir eylemdir, insansanız devam edelim. Bir at "neden yaşıyorum" sorusunu soramaz fakat insan sorabilir. Bizim bu soruyu sorabiliyor olmamız bu sorunun bir cevabı olması gerektiği anlamına gelmez. İnsanlar da atlar gibi olsaydı kimse "neden yaşıyorum" diye soramayacaktı ve bu konunun önemi olmayacaktı. Bu sorunun net cevabı olmadığı için "bilinmez" kalmasın diye cevap verilmeye çalışıldı sizi tanrı yolladı, ilahi bir amaç için buradasınız. Canlılığın bir parçası olarak diğer canlılara göre çok farklı bir yola yürüdük. Yaşa, üre, öl zincirini kıran ilk canlı türüyüz. Bu zinciri kırdık ama zinciri kırmak bize bir sürü sorun getirdi. Cahil olmak, düşünmemek, felsefe yapmamak insanları daha mutlu ediyor. Nihilist birisi ile Adıyaman'daki Abdülrezzak amcayı kıyaslayın, birisi nihilist olduğu için yapacağı şeylere karşı daha az istekli ve pragmatik düşünürken diğeri hayatta kalma üzerine yoğunlaşır. Abdülrezzak amca felsefe yapmadığı için daha az düşündü ve birkaç çocuk yapıp öldü. Nihilist birey ise felsefe yapıp düşündüğü için tek sefer geldiği hayatı çok iyi değerlendirdi ve pişman şekilde ölmedi. Abdülrezzak amcaya göre daha fazla mental sorun çekti, daha fazla acı çekti varoluşsal sancılar D . Bu kırdığımız zincir yaşa, üre, öl bize mental sorunları getirdi. Depresyon, bipolar, çoklu kişilikler, psikoz vesaire. Bu mental sıkıntıları getirebilmesi için ne gerek? Tabii ki de mental. Düşünebilmek. Düşünüyoruz ve bir sonuca varmak istiyoruz, çevremiz de bu sonucu kabul etsin istiyoruz. Ne kadar çok kişi kabul ederse gönülden inanma ve vicdanınızı rahat hissetme oranınız o kadar artar. Düz dünyaya inanıyorsanız ve sadece sizseniz kabul görmezsiniz, milyar kişi inanıyorsa geri kalan milyar kişi size itibar etmek zorunda. Doğruluğunu kabul etmeseler bile varlığını kabul etmek zorundalar. Sizin düşüncenizi kabul etmeyen insanlar varsa çevrenizde o düşünce konusunda kendinizi %100 huzurlu hissetmezsiniz. Herkes kabul ederse doğru olduğuna inanmanız kolaylaşır. Neden yaşadığımız konusunda ise milyonlarca ayrı fikir var, milyonlarca amaç var. Bunlardan birini seçmek yerine neden milyonlarca olduğunu sormalıyız. Bir konuda milyonlarca ayrı fikir varsa bunun net bir cevabı/herkesi tatmin edecek bir cevap yoktur demektir. Yaşamanın bir amacı veya nedeni yok. Bir spermdik ve bir yumurta ile birleştik, zigot olduk daha sonra embriyo daha sonra fetus bebek oldu, o bebek annesinin karnından çıktı ve dünyaya geldi. 13 yaşını geçmiş herkesin potansiyel çocukları var zaten. Testislerde bekliyorlar, yumurta ile birleşip döllenmeyi bekliyorlar. Tanrı size çocuk yollamıyor, karnınıza çocuk koymuyor. Kürtaj geldi aklıma o yüzden anlatıyorum burayı, bir çocuğu öldürmüyorsunuz kürtajda. Şu embriyo varya onu öldürüyorsunuz, bunun ölmesine üzülüyorsanız mastürbasyon yaptıktan sonra telef olan spermlere de üzülün çünkü tek farkı yumurta ile buluşması. İnsanlar olarak 1 sperm ve 1 yumurtanın karma haliyiz, diğer canlılardan tek farkımız düşünebilmek. Varlığımızı anlayabilmek bizim farkımız. Hayatımıza anlam yüklemek sadece vicdanımızı rahatlamamıza yarayan bir illüzyon. Hayatına nasıl bir anlam yüklersen yükle hepsi mantıksız olacak çünkü hayatın bir anlamı yok. Hayat anlamsız olduğu için anlam yüklemek de anlamsız olacak. Diğer hayvanlar gibi yaşayıp öleceğiz, kendinize çok anlam yüklemeyin. Sizin o yumurtaya ilk ulaşmanız şans mıydı? Peki ilk ulaştığınıza değdi mi? Mutlu musunuz? Çoğunuz hayır diyecek kendi içinden tabii ki, kimse burayı alıntılayıp hayır yazmaz D . O yumurtaya ulaştığınız için yaşıyorsunuz, yaşayıp geliştiniz ve beyninizi daha işlevsel kullanabilir hale geldiniz. O sperm bugün "neden yaşıyorum" diye soruyor çünkü bunu yapabiliyor. "Neden yaşıyorum?" sorusunun cevabı bu işte. Bu anlamsızlığın içerisinde kendinizi tatmin edecek bir neden arıyorsanız bunu kendiniz bulmalısınız. İnsan ömrünün net süresi yok, 70 sene yaşayabilmemizin nedeni modern tıp. Modern tıp dediğimiz şey de dönemimizin teknolojisi. Vahşi doğada yaşadığınızı ve doktorların olmadığını düşünün, dışarıda bir sürü tehlike sizi bekliyor, kendi hastalıklarınızı saymıyorum bile. İlk hastalığınızda ölüyorsunuz çünkü iyileştirebilecek kimse yok. Tarihin başından beri ömür yavaşça uzamış; 1 sene, 5 sene, 30 sene, 50 sene ve en son 60-80 sene arasında dolanıyoruz. İleride bu 100 seneyi aşabilir. Bütün bunlara değinme nedenim dışarıda gördüğünüz bir kediden daha değerli olmadığınız gerçeğidir. Önümüzde ortalama 70 sene ömür var, bunu yaşayıp yok olacağız. Yaşamak zor geliyorsa veya istemiyorsan ne yapacağın sana kalmış, hayat senin. Yaşamak istiyorsan eğer ömrünü değerlendirmelisin, sen bir daha gelmeyeceksin. Kardeşin varsa ona iyi bak, o da sensin fakat farklı bilinçlere sahipsiniz. Ailen 300 milyar çocuk da yapsa senin bilincin tekrar yaşamayacak. 70 sene ömrün varsa ve yaşamak istiyorsan kendini çok kasmamalısın. Hiçbir şey yapmak zorunda değilsin, hiçbir şey başarmak zorunda değilsin. Atatürk bile yok oldu. Bir şeyler başarsan da yok olacaksın o yüzden öldüğündee pişman olmayacağın şekilde hayatını geçir. Dünyayı gezmeye çalış, yaşadığın evreni anlamaya çalış, çevrendeki insanlara tecrübelerini paylaş, yanında olan insanlara yardımcı ol ki güzel bir ömür geçirin. İntihar öğrenilir ve unutulmaz. Çıkış kapısı olarak her zaman aklının bir köşesinde durur. "Neden yaşıyorum, neden uğraşıyorum?" bu sorular intihar etmeyi düşündüğün zamanlarda daha çok seni rahatsız eder. Mutsuz olduğunda, yorgun olduğunda, umutsuz olduğunda aklını sürekli kurcalar. Bu psikolojiyi anlamanın tek yolu içinde bulunmaktır. Ben intihar etmiyorum çünkü sevdiğim insanlar var, onlar ölmeden gitmeye niyetim yok. Onları yalnız bırakmak istemiyorum o yüzden devam ediyorum. Bu foruma da fikirlerimi yazıyorum çünkü belki yaşı genç birisi okuyup kendisini bulmasında yardımcı olurum diye yazıyorum. Hayat kendini öldüreceğin kadar değerli değil, hiçbir duygu sonsuza kadar sürmüyor, hiçbir an sonsuza kadar sürmüyor. "Şimdi ne yapacağım?" dediğim ve çaresiz kaldığım çok an oldu ama o anlar geride kaldı, bu metni yazmaya başladığım zaman dilimi bile geride kaldı. Hepimiz geçeceğiz ve gideceğiz.

biz zaten ölmek için yaşıyoruz be hayat indir