Bukonu ile ilgili öyle güzel, eğlenceli ve faydalı bir yazı buldum ki üzerinde hiçbir değişiklik yapmadan olduğu gibi sizlerle de paylaşmak istiyorum. Elektronik cihaz temizleme kılavuzu Bilgisayar monitörün parmak izi ile doluysa, klavyen kurumuş kola sayesinde yapış yapışsa, cep telefonunda kulak izin çıkmışsa BİLİM VE TEKNOLOJİ HAFTASI (8–14 Mart) - Temmuz 14, 2013. BİLİM VE TEKNOLOJİ HAFTASI. (8–14 Mart) TDK sözlüğünde bilim şöyle tanımlanıyor: Bilim “Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi.”. Dünyamız 18.yy ile Biraz acımasız bir başlık olsa da durum böyle. Teknoloji , insanlıktan çok kapitalist sistemin yararına gelişen ve büyüyen; bilimin bir alt dalı olarak bilim adamları ve erdemli insanlar tarafından yönetilmesi gerekirken , büyük şirketlerin kodaman patronları , havalı ceo ları tarafından daha çok para kazanmak için kullanılan bir iş sektörü haline gelmiştir. 2002 yılında Bilim ve Teknik Araştırma Vakfı Başkanılığı yapan Araştırmacı-Yazar Ali KÖMÜRCÜ ile Konya Merhaba Gazetesi Muhabiri Çetin Oranlı’nın, Güncelliğini Yitirmeyen Roportajı. Soru: Bilim, bilim, bilim diyoruz. Bilimin Kapsamı konusundaki düşüncelerinizi kısaca belirtirmisiniz? Kurânı Kerîm ve Bilim Açısından Teknoloji İle İlgili Ayetler Abdurrahman Yördem İzafiyet. Bilimde; “izafiyet” denilen zamanın değişkenliğinden bahseden bazı ayetleri sizle paylaşmak istiyorum. Zaman-hız ilişkisi olmasından dolayı, ayetlerde meleklerin hızlarından da bahsedilmektedir. “(Resulüm!) KaPsdE. Japonya Bilim Konseyi ev sahipliğinde 18-19 Şubat 2016 tarihlerinde Tokyo’da gerçekleştirilen 2016 G-Bilim Akademileri Toplantısının “Beyin Bilimi, Afetlere karşı dayanıklılık ve Geleceğin bilim insanları” konularına ilişkin Ortak Bildirileri açıklandı. Türkiye Bilimler Akademisi TÜBA Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar, TÜBA’nın da imzaladığı bildirileri, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’a sundu. G-20 ülkeleri Ulusal Bilim Akademilerinin davet edildiği ve Japon Bilim ve Teknoloji Politikası Bakanı Shimajiri’nin açılış konuşması ile başlayan toplantıya Brezilya, Kanada, Fransa, Almanya, Hindistan, Endonezya, İtalya, Japonya, G. Kore, Güney Afrika, Türkiye, Birleşik Krallık İngiltere, ABD ulusal bilim akademileri ile Afrika Bilimler Akademisi Başkanları ve temsilcileri katılmıştı. Toplantıda Türkiye’yi, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar ile TÜBA Konsey üyesi Prof. Dr. H. Tayfun Özçelik temsil etmişti. G-Akademiler toplantısında, bütün ülkelerin yüz yüze olduğu; küresel, bölgesel ve ulusal meseleler olarak kabul edilen üç konu ele alındı 1 Küresel beyin kaynaklarını anlaşılması, korunması ve geliştirilmesi, 2 Sürdürülebilir Kalkınma için afetlere karşı dayanıklılığı güçlendirmek, 3 Geleceğin bilim insanlarının yetiştirilmesi. "Beyin, Afet ve Bilim İnsanı Geliştirme" konularına ilişkin durum tespiti ile politika ve eylem önerilerini içeren açıklama metinlerine, katılımcı akademilerin toplantı ve sonrasında yaptıkları katkılarla son şekilleri verildi. Toplantıda, kabul edilen açıklamaların akademilerce, ilgili hükümet makamlarına sunulması ve kamuoyuyla paylaşılması da karar altına alındı. Hazırlanan ortak bildiriler, bu kapsamda TÜBA Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar tarafından Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’a sunuldu. G-Bilim Akademileri, “beyin bilimi, afetlere karşı dayanıklılık ve geleceğin bilim insanları” konularında eylem çağrısında bulunuyor. Üç konu hakkındaki verimli tartışmalar sonucunda; bilimde açık erişimin anlamı, afetler ile göç arasındaki ilişki ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri gibi çeşitli ilgili konularda da bazı bilimsel tespitler ortaya koyuldu. Bu konular gündeme dahil edilmedi ancak gelecek tartışmalara bırakıldı. Ayrıca Şubat toplantısında, geçen yıl Schloss Elmau’da Almanya düzenlenen G7 Zirvesi’ne yönelik yapılan ortak açıklamaların devamı niteliğinde, yeni açıklamalar yapıldı. Katılımcı akademiler bulaşıcı hastalıklar ve antimikrobiyal direnç’, ihmal edilmiş tropik hastalıklar’ ve okyanusların geleceği’ alanlarında her bir ülkede düzenli çalışmalar yapıldığını onayladılar ve bu gelişmeleri memnuniyetle karşıladılar. G-Bilim Akademileri 2016 Ortak Bildirileri Küresel Beyin Kaynaklarını Anlama, Koruma ve Geliştirme İnsan beyni uygarlığın en değerli kaynağıdır. Bu nedenle, beyin bilimine yapılan yatırım toplumun geleceğine yönelik bir yatırımdır. Beyinin optimal gelişimini anlamak, korumak ve geliştirmek için ülkelerin iş birliği yapması zorunludur. Küresel beyin kaynaklarını geliştirmek için G-Bilim Akademileri birbirine koşut olarak izlenecek dört hedef öneriyor. Bu şekilde nöroloji bilimine verilen stratejik destek topluma fayda sağlayacak 1 Uluslararası iş birliği vasıtası ile yapılan temel araştırmaların desteklenmesi, 2 Beyin rahatsızlıklarının teşhisi, önlenmesi ve tedavisi için küresel düzeyde programlar oluşturulması, 3 Beynin teorik modellenmesinin ve beyin temelli yapay zekânın gelişiminin teşvik edilmesi, 4 Beyne duyarlı bir toplumun temel unsurları olarak eğitim ve hayat yönetimini geliştirmek için nöroloji biliminin sosyal bilimler ve davranış bilimleri ile entegre edilmesi. Afetlere Karşı Dayanıklılığı Güçlendirmek Sürdürülebilir Kalkınma için Gereklidir Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde afetler nedeniyle kayıplar artıyor. Artan olağan üstü olaylar ile birlikte insanla ilgili faktörler tehlikelerin olumsuz sonuçlarını şiddetlendiriyor. 21. yüzyılın küreselleşen dünyasında bir ülkedeki bir afet diğerlerinde de dalgalanmalara yol açıyor. 2015’te uluslararası toplum üç büyük antlaşmayı kabul etti Afet Riskinin Azaltılması İçin Sendai Çerçeve Antlaşması 2015-2030, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve Paris İklim Değişikliği Antlaşması. G-Bilim Akademileri Sendai Çerçeve Antlaşması’nı hızlandırmak amacı ile afetlere karşı dayanıklılık ve sürdürülebilir kalkınma konusunda altı politika eylemi öneriyor 1 Risk, kırılganlık ve dayanıklılığı değerlendirmek için ölçüm ve göstergelerin geliştirilmesi, 2 İlgili veri alt yapısını kurma da dahil olmak üzere afet riskinin değerlendirmesinin geliştirilmesi ve bilimsel ve teknik bilginin ilerletilmesi, 3 Afetlerin önlenmesi için yenilikçi mühendisliğin geliştirilmesi ve politik ve kamusal farkındalığın artırılması, 4 Yaşanan değişime sürdürülebilir bir dünya yönünde ivme kazandırmak için disiplinler arası ve disiplinler ötesi iş birliği çabalarının güçlendirilmesi, 5 Yatırımcı topluluk ile irtibata geçilmesi, 6 Pratik çözümler sağlamak için özel sektör ve ilgili paydaşlar ile bilgi paylaşımı amacıyla bir forum başlatılması. Geleceğin Bilim İnsanlarının Yetiştirilmesi Günümüz toplumu büyük oranda bilim temelli keşiflere, teknolojiye ve politikalara dayanıyor. Bunun ışığında geleceğin bilim insanlarını yetiştirmek toplumun gelişimi için önemli. Bilim insanları ile toplumun etkileşiminin ve çeşitlilik arz eden bir küresel işgücü oluşturulmasının teşvik edilmesi gerekiyor. G-Bilim Akademileri’nin tavsiyeleri 1 Gerekli kapasitelerin sağlanması için bilim eğitiminin ileri düzeyde teşvik edilmesi, 2 Genç bilim insanlarının daha geniş sektörlerde kariyer gelişiminin desteklenmesi, 3 Bilim insanlarının değerlendirilmesinin nitelik ve çeşitli faaliyetler temelinde yapılması, 4 Bilim konusunda halk ve çocuklar ile iletişime geçilmesine öncelik verilmesi, 5 Politikalar konusunda bilimsel tavsiyelerde bulunmaları doğrultusunda bilim insanlarının eğitilmesi, 6 Kariyer gelişimleri için kadınların ve azınlık gruplarının çalışma koşullarının iyileştirilmesi, 7 Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasında işbirliği sağlanarak karşılıklı hareketliliğin ve bilim kapasitesinin geliştirilmesi, 8 Akademik literatür ve bilgiye erişimin ve araştırma sonuçlarını yayınlama imkanlarının sağlanması. Ortak Bildiriler hakkında daha ayrıntılı bilgi için GIDAHATTI DERGİSİNİ ÜCRETSİZ İNDİRİN Bilim ve teknoloji haftası ile ilgili yazı Bilim, farklı tanımlamalarla ifade edilebilen bir kavramdır. Genel olarak bilimin tanımlanması şu şekildedir "Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi. Bilimin asıl uğraş alanı doğa olaylarıdır. Yalnızca fiziksel olguları değil, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, kültürel gibi bilgi alanlarının hepsi doğa olaylarıdır. Özetle, insanla ve çevresiyle ilgili olan her olgu bir doğa olayıdır. İnsanoğlu, bu olguları bilmek ve kendi yararına yönlendirmek için var oluşundan beri tükenmez bir tutkuyla ve sabırla uğraşmaktadır. Bilim, yüzyıllar süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteliğini, geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bu süreçte, çağdaş bilimin dört önemli niteliği oluşmuştur Çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma. Çeşitlilik Bilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir, hiç kimsenin iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi ya da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil, din, ırk, ülke tanımaz. Böyle olduğu için, ilgilendiği konular çeşitlidir; bu konulara sınır konulamaz. Hatta, bu konular sayılamaz, sınıflandırılamaz. Süreklilik Bilimsel bilgi üretme süreci hiçbir zaman durmaz. Krallar, imparatorlar ve hatta dinler yasaklamış olsalar bile, bilgi üretimi hiç durmamıştır; bundan sonra da durmayacaktır. Yenilik Bir evrim süreci içinde her gün yeni bilimsel bilgiler, yeni bilim alanları ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bilime, herhangi bir anda tekniğin verdiği en iyi imkanlarla gözlenebilen, denenebilen ya da var olan bilgilere dayalı olarak usavurma kurallarıyla geçerliği kanıtlanan yeni bilgiler eklenir. Ayıklanma Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği her an, isteyen herkes tarafından denetlenebilir. Bu denetim sürecinde, yanlış olduğu anlaşılan bilgiler kendiliğinden ayıklanır; yerine yenisi konulur. Teknoloji Öğretim teknolojileri tarihi konusunda önemli bir isim olan Paul Saetller teknolojiyi şöyle tanımlamaktadır "Teknoloji Latince texere fiilinden türetilmiştir; örnek, oluşturmak construct anlamına gelir birçoklarının düşündüğü gibi makine kullanmak değildir. Teknoloji, bilimin uygulamalı bir sanat dalı haline dönüşmesidir. Uygulamalı sanat terimi Fransız sosyolog Jackques Ellul tarafından kullanılmış ve kısaca "technique" olarak isimlendirilmiştir. O, teknolojiyi bir "technique" uyarınca yapılmış bir makine olarak görmüş ve bu technique" nin ancak küçük bir bölümünün makine tarafından ifade edilebildiğinden bahsetmiştir. Belirli bir teknik sayesinde sadece makinenin değil, bu makineye ait öğretimsel uygulamalarında gerçekleştirilebileceğinden söz etmiştir. Sonuç olarak davranış bilimi ile öğretim teknolojileri arasındaki ilişki, doğal bilimlerle mühendislik teknolojisi arasındaki ya da biyoloji ile sağlık teknolojisi arasındaki ilişkiyle benzer hatta aynıdır." Bunun yanı sıra Simon, 1983 yılında teknolojiyi şöyle tanımlamıştır "Teknoloji, insanın bilimi kullanarak doğaya üstünlük kurmak için tasarladığı rasyonel bir disiplindir." McDermott'un , 1981 yılında yaptığı teknoloji tanımı ise şöyledir Teknoloji somut ve deneysel anlamda temel olarak teknik yönden yeterli küçük bir grubun örgütlü bir hiyerarşi yardımıyla bütünün geri kalanı insanlar, olaylar, makineler vb. üzerinde denetimi sağlamasıdır." Ünlü bir eğitim teknoloğu olan James Finn ise teknolojiyi tanımlarken şöyle demektedir "Makine kullanımının yanı sıra teknoloji, sistemler, işlemler, yönetim ve kontrol mekanizmalarıyla hem insandan hem de eşyadan kaynaklanan sorunlara, bu sorunların zorluk derecesine, teknik çözüm olasılıklarına, ve ekonomik değerlerine uygun çözüm üretebilmek için bir bakış açısıdır. Yapılan tanımlamalardan anlaşılacağı üzere, teknolojinin insan hayatındaki önemi çok büyüktür. Bu noktada teknolojinin insan hayatında nasıl ve ne şekilde kullanılacağı büyük önem kazanmaktadır. Bu noktada karşımıza iki kavram çıkmaktadır. Bunlar "Eğitim Teknolojisi" ve "Öğretim Teknolojisi" dir. Eğitim Teknolojisi Collier'e göre Eğitim Teknolojisi; Öğrenme sürecini geliştirmek için oluşturulan her türlü sistemi, tekniği ve yardımı içerir. Böyle bir yapıda şu 4 özellik önemlidir öğrencinin ulaşması hedeflenen amaçların tanımlanması; öğrenilecek konunun öğretim ilkelerine göre analiz edilip, öğrenilmeye uygun şekilde yapılandırılması; konunun aktarılabilmesi için uygun medyanın seçilip kullanılması; dersin ve derste kullanılan araçların etkililiğini ve öğrencilerin başarı durumlarını değerlendirmek için uygun değerlendirme yöntemlerinin kullanılmasıdır. Öğretim Teknolojisi Saettler, "öğretim teknolojilerinin fiziksel kavramlarının, fizik bilimi ve mühendislik teknolojisinin, tepegöz, data show, projektör, kaset, televizyon, bilgisayar, vb grup ya da birey ağırlıklı sunumlar için öğretim materyali olarak uygulamaları şeklinde anlaşıldığını belirtmektedir" "Diğer yönden bu fiziksel kavramlar şunu da öngörmektedir Davranış bilimcilerin ortaya koydukları bilimsel yöntemler eğitim uygulamaları için daha bağlayıcı olmalıdır; Bunun için geniş anlamda psikoloji, antropoloji, sosyoloji ve bu bölümler içerisinde de öğrenme, grup süreçleri, dilbilgisi, iletişim, yönetim, sibernetik, algı ve psikometri önem kazanmaktadır. Ayrıca , öğretim teknolojileri kavramı, mühendislik araştırma ve geliştirmelerini insan faktörü mühendisliği , bazı ekonomi dallarını, öğretim personelinin ve binaların öğrenme alanları etkin biçimde uygulanması utilization amaçlı lojistik bilgisini ve de veri işleyen, bilgiyi bulup getiren retrive bilgisayar tabanlı sistemleri de bünyesinde barındırmaktadır". Bu bağlamda 8-14 Mart arasında kutlanan Bilim ve Teknoloji Haftası süresince, bilimin, bilginin ve teknolojinin insan hayatındaki yeri ve önemi anlatılmalı, bilimsel bilginin değeri vurgulanmalıdır. Teknolojinin eğitimde ne kadar önemli olduğu anlatılmalı ve teknolojiyi eğitimde doğru kullanma yolları gösterilmelidir. Bilim ve Teknoloji ile ilgili özlü sözler - Bilenle bilmeyen bir olmaz. - Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. - Ha okulsuz köy, ha susuz çeşme. - Kalem kılıçtan keskindir. - Dünya bir okuldur. Doğumdan ölüme durmadan öğrenelim. Şiirler Yeter artık uyumayıp uyanak Yürüyek canlarım bilime doğru Merih kapısına bizde dayanak Yürüyek canlarım bilime doğru Kuran ı kerimden ibret alalım Yedi kat göklere sahip olalım Yedi kat yerlerden haber alalım Yürüyek canlarım bilime doğru Plüton neptün ü keşif edelim Şu derin uzaya uydu atalım Bizden başka bize destek yoktur bilelim Yürüyek canlarım bilime doğru Uçağı füzeyi bizler yapalım Maden ile atomlar üretelim Ay hazinesinde mekan tutalım Yürüyek canlarım bilime doğru Hüseyin istiyor bilime gidek Bilim adamının elinden tutak Bilimle oturak bilimle yatak Yürüyek canlarım bilime doğru Hüseyin Parlakdemir BİLİM ve TEKNOLOJİ Bilim, bilgi pınarım Teknolojiyle varım Çağı yakalayarak İnsanlığa sunarım. Teknikle çalışalım Zamanla yarışalım İstençle ve coşkuyla Zirvede buluşalım. Muhsin DURUCAN Atatürk’ ün Bilim Ve Teknolojiye Verdiği Önem İle İlgili Sözler Dünyada her şey için ,yaşam için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. Bilim ve fennin dışında yol gösterici aramak aymazlık , bilgisizlik ,doğru yoldan çıkmışlıktır . Yalnız bilimin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki evrelerinin gelişimini anlamak ve ilerlemelerini izlemek koşuldur. Bin, iki bin , binlerce yıl önceki bilim ve fen dilinin çizdiği genel kuralları , şu kadar bin yıl önce bugün aynı biçimde uygulamaya kalkışmak , elbette bilim ve fennin içinde bulunmak değildir. 1924Ülkemizin en bayındır, en latif , en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı yenen zaferin sırrı nerededir bilir misiniz ? Orduların yönetiminde , bilim ve fen ilkelerini kılavuz edinmektir. Ulusumuzu yetiştirmek için temel olan okullarımızın, yüksek okullarımızın kurulmasında aynı yolu ulusumuzun siyasal , toplumsal yaşamında ulusumuzun düşünce bakımından eğitiminde de kılavuzumuz bilim ve fen olacaktır. 1922Ülkemiz içinde uygar düşüncelerin , çağdaş ilerlemelerin bir an yitirmeksizin yayılması ve gelişmesi gerektir. Bunun için bütün bilim ve fen adamlarının bu konuda çalışmayı bir namus borcu bilmesi , ozanlarımız , edebiyatçılarımız ulusa bu felaket günlerini ve onun gerçek nedenlerini açık ve kesin olarak yazıp söyleyecekler, bu kara günlerin dönmemesi için dünya yüzünde uygar ve çağdaş bir Türkiye’;nin varlığını tanımak istemeyenlere , onu tanımak zorunda olduğumuzu anımsatacaktır. 1922 Gözlerimizi kapayıp , yalnız yaşadığımızı varsayamayız. Ülkemizi bir çember içine alıp dünya ile ilgilenmeksizin yaşayamayız. Tersine gelişmiş ,uygarlaşmış bir ulus olarak uygarlık alanının üzerinde yaşayacağız bu yaşam ancak bilim ve fenle olur. bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız . Bilim ve fen için bağ ve koşul yoktur . 1922 Teknolojinin Gelişimi Süreci Rekabet koşullarının iyice zorlaştığı günümüz dünyasında işletmelerin hayatta kalmak ve rekabet edebilmek için teknolojik gelişmeleri takip etmesinin önemi bu husustan kaynaklanmaktadır. Günümüzde, bilim ve teknoloji politikaları, bütün dünyada, ülkelerin, refah düzeyini doğrudan etkileyen, sosyal ve siyasi konjonktüre yön veren, gelişim ve değişim koşullarını ortaya çıkaran politikalar olarak kabul edilmektedir. Teknolojinin bu etkin işlevi sebebiyle bütün ülkeler teknoloji üretmek, başka ülkelerin ürettiği teknolojileri ele geçirmek, kullanmak ve yaymak için çaba içine girmişlerdir.[1] Yüksek teknoloji, tarihsel gelişimi içerisinde bugünkü konumuna üç ana evreden geçerek gelmektedir 1960’lı yıllar Bilimsel Araştırma 1970’li yıllar Teknoloji uygulama 1980’li yıllar Ticari Uygulama [2] Bilimsel Araştırma 1960 – İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren temel bilimsel çalışmalar artan bir oranda hız kazandı. Transistörün icadı elektronik alanda devrimci bir buluş olurken ilk bilgisayar çalışmaları da yine aynı dönemde başladı. Daha sonrasında imalat alanında kullanılan araç gereçlerin özellikle tezgâhların boyutlarının küçültülmesi ve işlevsel olabilmeleri için çalışmalar başlatıldı. Elektrik ve mekanik alanında bu ilerlemeler olurken, biyoloji ve tıp alanında hastalıklarla mücadelede yeni metotlar, yeni çareler bulunurken insan vücuduna ilişkin önemli bulgular edinildi. Diğer taraftan malzeme teknolojisi konusunda öncü bilimsel araştırmalar başlatıldı. Teknoloji Geliştirme 1970 – 1970’li yıllardan itibaren imalat alanında çok fonksiyonlu ve küçük hacimli donanımların kullanımı arttı. Endüstriyel robotlar ve yeni takım tezgâhları konularında gelişmeler sağlandı. Bilgisayar modelleri ve onların kullanım alanları çoğaldı. Genetik mühendisliğinde ve yeni malzeme türevleri konusunda teknolojik uygulamalar, yeni denemeler dünya çapında yayılmaya başladı. Bu dönem teknolojik uygulamalar ve standardizasyon çalışmalarıyla ağırlık kazandı. Ticari Uygulama 1980 – 1980’li yıllardan itibaren ise hemen her alanda yapılan buluşlar hızla ticarileşme süreci kazandı. Bilgisayarların küçülmesi, maliyetlerin düşürülmesi vb. unsurların gündelik hayata hızla girmesi globalleşmeyi hızlandırdı. Yeni iletişim kanalları ve ortamları ivme oluşturdu. Biyoloji, tıp ve malzeme alanında o zamana kadar görülmedik bir bilgi patlaması yaşandı. Yeni bulunan her fikir hemen ürüne oradan da pazarlara sürülmeye başlandı. Teknoloji alanında bugün gelinen en son nokta “ileri teknoloji”dir. Temel bilimler bilgi keşfedicileri, yeni bilgi üreticileri olurken teknoloji bu bilgileri mevcut pazarlar için dönüştürmekte ve sonrasında pazar ortamında ürün ve hizmet şeklinde bilgi kullanıcılarına ulaşmaktadır.[3] Türkiye açısından teknoloji politikaları incelendiğinde, Cumhuriyet sonrası dönemde teknoloji ile ilişkili politikaların ortaya konduğu, özellikle, 1960 sonrası dönemde kalkınma planları ile paralel oluşturulmuş teknoloji politikalarının ön plana çıktığı ifade edilebilir.[4] Türkiye’de bilim ve teknolojinin belirli bir politika çerçevesinde ele alınışı Planlı Dönem’le birlikte başlamış, 1963 yılında TÜBİTAK’ın kurulmasıyla bu konuda ilk kez üniversiteler dışında kurumsal bir yapı oluşturulmuştur. 1960’lı yılların TÜBİTAK kanalıyla yürütülen politikası temel ve uygulamalı bilimsel araştırmanın desteklenmesi ve araştırmacı insan gücü yetiştirilmesi şeklinde özetlenebilir. 1972 yılında TÜBİTAK-Marmara Araştırma Merkezi’nin kurulmasıyla, ülkenin ekonomik kalkınma hedefleri doğrultusunda stratejik araştırmalar gündeme gelmiş, üçüncü ve dördüncü Beş Yıllık Plan’larda ise, teknoloji transferi ve teknoloji politikaları bağlamında teknolojik gelişme kavramları işlenmeye başlanmıştır. Türkiye’nin ilk kapsamlı bilim ve teknoloji politikası çalışması 1983 yılında gerçekleştirilmiştir. “Türk Bilim Politikası1983-2003” başlıklı bu çalışmanın en önemli sonuçlarından birisi, “Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu” BTYK olmuştur. 1983 yılında kurulmasına karşın ilk toplantısını ancak 1989 yılında yapabilen Yüksek Kurul’un ilk somut çalışması, 1993 yılındaki ikinci toplantısında karar altına alınan ve 1983 dokümanının revize edildiği “Türk Bilim ve Teknoloji Politikası 1993-2003” dokümanıdır. BTYK, 1997 yılından itibaren her yıl toplanarak, Türk bilim ve teknoloji politikalarının oluşturulması ve uygulanmasında giderek daha etkin bir rol oynamaya başlamıştır. 1923-1960 Dönemi Teknoloji Politikaları Dönemin başlarında, Cumhuriyet’in ilanıyla beraber yeni düzenlemeler de birbirini izlemiştir. Yıkılan bir yönetim, ardından yeni kurulan bir sistem ve savaşlar nedeniyle hem işgücünü hem de ekonomisini yitirmiş bir tablo çizen Türkiye öncelikle sanayiye ağırlık verme kararı almıştır. I. İktisat Kongresi’nin düzenlemesiyle ekonomik konuların yönünün belirlenmesi hedeflenmiştir. Tarım, sanayiye destek olacak ve sanayinin gelişmesi sağlanacaktır. 1924 yılında İstanbul Ticaret ve Sanayi Odasının hazırladığı Raporda, imalat sanayinin gelişmesi için yönetici ve kalifiye işçi yetiştirilmesi vurgulanmıştır. Yeni Türkiye insan kaynaklarının önemli bir bölümünü kaybetmiş, önemli derecede dış borç yükü olan, gelişmemiş bir tarım ekonomisine sahip, tamamı yabancı sermayenin kontrolünde olan hizmet, ulaştırma ve madencilik sektörleriyle el sanatları düzeyinde tekstil, gıda, seramik, ağaç işleri ve basit kimyasallar üreten işyerlerinden oluşan bir yapı ile yola çıkmış ve bu koşullardan dolayı da teknolojik gelişme için gereken kültürel, bilimsel ve ekonomik alt yapının yetersizliği Cumhuriyet’in ilk yıllarında ilerlemeyi yavaşlatan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.[5] 1933 yılı ile birlikte Planlı Kalkınma Modeli’nin uygulanmaya başlanması ve maden, kâğıt, seramik, cam ve kimya sanayisinde yatırımların düzenlenmesi ön plana alınmıştır. Söz konusu yıllarda Batı’da yaşanan siyasi sorunlardan dolayı Türkiye’ye pek çok yabancı bilim adamı gelmiş ve Türk üniversitelerinde eğitim ve bilime katkıda bulunmaları için istihdam edilmişlerdir. Bu dönemde yürürlüğe konulan varlık ve muamele vergisi gibi uygulamalar ise sermaye birikimi ve teknoloji üretme kabiliyetini negatif etkileyen unsurlar olarak dikkat çeker.[6] 1950’li yıllar devletin çoğunlukla yol, baraj ve liman gibi altyapı yatırımlarına yönlendiği dönem olarak değerlendirilebilir. Teknoloji yoğun yatırımlarda özel sektörü destekleyici politikalar uygulama yolu tercih edilmiştir. Ancak, kamu kurumlarının gelişmeleri devam etmiştir, çünkü özel girişimcinin yeterli sermaye birikimine sahip olmaması kamunun öncülüğünü kaçınılmaz kılmıştır. Dönemin diğer gelişmeleri ise Türk Sanayi ve Kalkınma Bankası kurulması ve özel kesime dış kaynaklı krediler sağlanmaya çalışılarak yatırımları arttırmaya yönelik politikalar olarak özetlenebilir.[7] 1960-1980 Dönemi Teknoloji Politikaları 1960’lı yıllar ve sonrasındaki dönemi üç alt döneme ayırmak mümkündür. İthal ikameci sanayileşme politikalarının geçerli olduğu 1963-1980 döneminin en belirgin özelliği TÜBİTAK’ın ve sonrasında Marmara Araştırma Merkezi MAM’nin kurulmasıyla birlikte kamu kuruluşları ve üniversitelerde temel olarak araştırmanın geliştirilmesine öncelik verilmesi olarak vurgulanmaktadır. 1960’lı yıllarda uzman ve araştırmacıların eğitimi için yurt dışına çok sayıda personel gönderilmiştir. 1974 Kıbrıs barış Harekâtından sonra maruz kalınan ekonomik ve teknolojik ambargolar; kendi teknolojilerinin özellikle savunma sanayinde yurt içinde üretilmesi kararına yol açmış, bu yönde önemli adımlar atılmaya başlanmıştır. 1954 yılında yürürlüğe giren Yabancı Sermaye Kanunu çerçevesinde Türkiye’de o yıla kadar yabancı sermaye hemen hemen hiç ele alınmamış, 1950-1980 yılları arasında ise ihmal edilmiştir. Bu dönemde 200 milyon dolarlık yabancı sermaye ülkemize gelmiştir.[8] İhracata yönelik sanayileşme politikasının öne çıktığı 1980-1989 döneminde en önemli gelişmelerden bir tanesi de 1983 yılında “bilim teknoloji alanında araştırma ve geliştirme politikalarının ekonomik kalkınma, sosyal gelişme ve milli güvenlik hedefleri doğrultusunda tespit edilmesi, yönlendirilmesi ve koordinasyonunun sağlanması” amacıyla Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu BTYK’nun kurulması ve Türkiye’nin “ilk bilim politikası belgesi” olarak kabul edilen Türk Bilim Politikası 1983-2003’ün yayımlanmasıdır. 1983 yılında %0,24 olarak tahminlenen Ar-Ge/GSMH oranını 1993’de %1,0’e yükseltmeyi hedefleyen söz konusu programın uygulamaya konulamadığı belirtilmektedir.[9] 1980 yılından itibaren Serbest Piyasa anlayışıyla rekabet gücünün artırılmasına dayalı politikalar oluşturulmaya başlanmış, yapılan lisans ve teknik yardım sözleşmeleri sonucunda transfer edilen belirli alanlarla ilişkili teknolojiler özümsenmeye çalışılmış ve dışa açılmaya yönelik yatırımlar hızlandırılmıştır. 2000’li yıllardan sonra ise yabancı sermaye yatırımları ile ülke içi teknoloji transfer sürecini hızlandıran kurum sayısı artırılmıştır.[10] Maliye ve Gümrük Bakanlığı’nın TÜBİTAK’a 1991 Sonbaharında ek bir kaynak sağlanması ile fiilen 1992 yılında uygulamaya konulan, üniversitelerimizde istihdam edilmek üzere anılan ülkelerden bilim adamı getirme programı çerçevesinde, Kurumumuza esas itibariyle üniversiteler aracılığı ile olmak üzere 200 civarında başvuru yapılmıştır. Hemen hemen tümü pozitif bilimlerde olan bu başvuruların yaklaşık yarısı Orta ve Doğu Avrupa Ülkelerinden, yarısı da Kafkas ve Orta Asya Cumhuriyetleri’nden ülkemize davet edilen ve gelmek isteyen bilim adamlarına aittir. Ülke bazında ise talebin % 43’ü Azerbaycan’dan, % 30’u Rusya’dan olmuştur.[11] 1990-2000 Dönemi Teknoloji Politikaları Söz konusu dönemde, teknoloji ve yenilik politikalarının oluşturulmasında yeni bir gelişim sürecine girildiği ifade edilebilir. Bu yıllarda Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı KOSGEB kurulmuş ve 1990’ların ikinci yarısından sonra Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletme KOBİ’lerde yenilik yaratma, teknoloji transferi ve Ar-Ge faaliyetlerinin finansmanında önemli çalışmalar yapıldığı görülmüştür. 1990’lı yıllarda ulusal yenilik sisteminin kurulmasına ilişkin çalışmalara hız verilmiş ve bu yönde sistemli ve kapsamlı politikalar bütünü geliştirilmiş ve önerilmiştir. Yine bu dönemde bilim ve teknoloji altyapısı hedefli patent, akreditasyon vb. temel hukuki altyapı düzenlemeleri hayata geçirilmiştir. 1990’ların en önemli gelişmelerinde biri olarak vurgulanan ulusal yenilik sisteminin yapı taşı olarak kabul edilen Ar-Ge yatırımlarının finansmanı doğrultusunda gerçekleşen TÜBİTAK-TİDEB ve TTGV tarafından Ar-Ge faaliyetlerine bağış ve kredi verilmesi, sadece mali desteğin ötesinde Ar-Ge ve yenilik kültürü oluşturulması yönünde çalışmaların hızlanmasını tetiklemiştir[12] 2000 Yılı ve Sonrası Dönem Teknoloji Politikaları 2000’li yılların başlarıyla beraber TTGV ve TÜBİTAK’ın yenilikçi aktivitelere ve çeşitli girişimcilere mümkün olduğunca teşvik uygulamaları yaptıkları görülmüştür. Ayrıca üniversite-sanayi işbirliğinin önemli bir bileşeni haline gelen teknoparkların oluşturulması süreci de bu dönemde desteklenen faaliyetler arasındadır.[13] Türk Bilim Politikası 1983-2003 ve Türk Bilim ve Teknoloji Politikası 1993-2003 dokümanlarıyla önemli bir boyut kazanan teknoloji politikaları, ortaya konulan belgelerin genel geçerliliği tartışmasız unsurlar içermesine ve önemli bazı kurumsal ve yasal değişiklikler getirmesine rağmen tam olarak uygulamaya konulamamıştır. Bunun nedeni ise bilim ve teknoloji alanında paylaşılan bir ülke vizyonunun tanımlanmaması ve önerilen politikaların ilgili bütün kesimler tarafından ortaklaşa sahiplenilmelerinin sağlanamaması olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, refah toplumuna ulaşmada bilim ve teknolojiden etkin araç olarak faydalanmayı sağlayacağı düşünülen BTYK’nın 13 Aralık 2000 tarihli toplantısında 2003-2023 yıllarını kapsayan Türkiye’nin Bilim ve Teknoloji Stratejileri Belgesi’nin hazırlanması kararı alınmıştır. Bir yıl kadar süren hazırlık çalışmalarının ardından 24 Aralık 2001 tarihinde yapılan 7. BTYK toplantısında projenin adı “Vizyon 2023 Bilim ve Teknoloji Stratejileri” olarak belirlenmiş ve projenin ana teması, temel yaklaşımı ve bu kapsamda yürütülecek alt projelerin ayrıntılı içeriği ile yürütme planı ve yönetim şekli onaylanmıştır. Vizyon 2023 ile şekillendirilen Teknoloji Öngörü Projesi’nin başlatılmasının temel nedenleri; elde edilen bulguların bilim ve teknoloji politikalarının oluşturulmasında bir araç olarak kullanılması ve süreç yararları olarak belirlenmiştir. Proje kapsamında, Türkiye için stratejik teknolojiler ile öncelikli Ar-Ge alanlarının belirlenmesi, bilim ve teknolojinin ülke gündemine girmesi ve farkındalığın artması, sürece geniş ve etkin katılım hedeflenmektedir TÜBİTAK, 2014a 1. Son dönemde ise teknoloji politikalarında 2005-2010 Bilim ve Teknoloji Politikaları Uygulama Planı doğrultusunda politikaların sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla Ulusal Bilim, Teknoloji ve Yenilik Stratejisi UBTYS 2011-2016 oluşturulmuştur. Tablo 1 Çeşitli Ülke ve Ülke Gruplarının Ar-Ge Harcamalarının GSMH İçindeki Payı % Kaynak Türkiye Vakıflar Bankası Hazine Bşk. 2007, Küreselleşme Sürecinde Dünya ve Türkiye Ekonomisinde Sektörel Yapıdaki Dönüşüm Üzerine Bir İnceleme, Eylül. OECD tarafından yayınlanan Bilim Teknoloji ve Sanayi Genel Görünüm 2006 Raporu’nda Türkiye 1985-1995 döneminde milli gelirinden Ar-Ge harcamalarına %0,6 pay ortalamasıyla en düşük skorları kaydeden ülkeler arasında yer almıştır. Günümüzde ise bu durum Tablo 2 de gösterilmiştir. Tablo 2 Türkiye’de gayrisafi yurtiçi Ar-Ge harcaması Kaynak Araştırma-Geliştirme Faaliyetleri Araştırması, 2014, Erişim tarihi 17 Kasım 2015 Türkiye’de gayrisafi yurtiçi Ar-Ge harcaması 2014 yılında bir önceki yıla göre %18,8 artarak 17 milyar 598 milyon TL olarak hesaplanmıştır Kadir CELEP [1] Yıldız, B., Ilgaz, H., Seferoğlu, 2010, “Türkiye’de Bilim ve Teknoloji Politikaları 1963’den 2013’e Kalkınma Planlarına Genel Bakış”, Akademik Bilişim 2010, Muğla Üniversitesi, [2] Erol E., 1982, İşletmelerde Yenilik Politikası, Yayın. No 2884, Formül Matbaası, İstanbul, [3] Snow C., Ottensmayer E., 1990 Managing Strategies and Technologies, Strategic Management in High Technology Firms, Ed. Michael W. Lawless, Luis, R. Gomez-Mejia, Greenwich, Jai Press, Connecticut, [4] Kayalı dere, G. 2014. “Türkiye’nin Teknoloji Politikalarında Teknoparkların Önemi ve Teknoparklara Yönelik Vergi Avantajları”. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 11. [5] Yücel, 1997, Bilim ve Teknoloji Politikaları ve 21. Yüzyılın Toplumu, DPT Sosyal Sektörler ve Koordinasyon Genel Müdürlüğü Araştırma Dairesi Bşk., Ağustos, Ankara. [6] Yıldız, B., Ilgaz, H., Seferoğlu, 2010, “Türkiye’de Bilim ve Teknoloji Politikaları 1963’den 2013’e Kalkınma Planlarına Genel Bakış”, Akademik Bilişim, Muğla Üniversitesi, [7] Oğuztürk, 2004, “Türkiye’de Uygulanan Teknoloji Politikaları”, Doğu Anadolu Bölgesi Araştırmaları, [8] Devlet Planlama Teşkilatı, 1981, Erişim tarihi [9] Alparslan, B., Afşar, ve Akseki, U. 2008, “Neo-Liberal Politikalar-Ulusal Bilim ve Teknoloji Politikaları Ekseninde Türkiye ve Avrupa Birliği Türkiye’nin Çevreleşmesi”, 2. Ulusal İktisat Kongresi, 20-22 Şubat, İzmir, [10] Şahin, E. 2011. “ Teknoloji Transferi Yöntemleri Bağlamında Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları İle Üniversite Sanayi İşbirliğinin Gelişimi.” Selçuk Üniversitesi Sosyal ve Teknik Araştırmalar Dergisi, 12, [11] TÜRK BİLİM ve TEKNOLOJİ POLİTİKASI 1993-2003 [12] Alpaslan, Afşar, Akseki, [13] Alpaslan, Afşar, Akseki, Bilim ve Teknoloji Haftası hakkında bilgi Bilim ve Teknoloji Haftası 8-14 mart Bilim,"Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi." "Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi." "Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci." Bilimin bunlarından dışında farklı tanımları yapılabilir. Ancak sonuç olarak bütün tanımlarda ortak olan kavram bilgidir, bilgiye erişme sürecidir. BİLİM ve TEKNOLOJİ Bilim, bilgi pınarım Teknolojiyle varım Çağı yakalayarak İnsanlığa sunarım. Teknikle çalışalım Zamanla yarışalım İstençle ve coşkuyla Zirvede buluşalım. Muhsin DURUCAN Bilimin asıl uğraşı alanı doğa olaylarıdır. Burada doğa olaylarını en genel kapsamıyla algılıyoruz. Yalnızca fiziksel olguları değil, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, kültürel vb. bilgi alanlarının hepsi doğa olaylarıdır. Özetle, insanla ve çevresiyle ilgili olan her olgu bir doğa olayıdır. İnsanoğlu, bu olguları bilmek ve kendi yararına yönlendirmek için var oluşundan beri tükenmez bir tutkuyla ve sabırla uğraşmaktadır. Bilim, yüzyıllar süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteliğini, geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bu süreçte, çağdaş bilimin dört önemli niteliği oluşmuştur Çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma. Çeşitlilik Bilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir, hiç kimsenin iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi ya da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil, din, ırk, ülke tanımaz. Böyle olduğu için, ilgilendiği konular çeşitlidir; bu konulara sınır konulamaz. Hatta, bu konular sayılamaz, sınıflandırılamaz. Süreklilik Bilimsel bilgi üretme süreci hiçbir zaman durmaz. Krallar, imparatorlar ve hatta dinler yasaklamış olsalar bile, bilgi üretimi hiç durmamıştır; bundan sonra da durmayacaktır. Yenilik Bir evrim süreci içinde her gün yeni bilimsel bilgiler, yeni bilim alanları ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bilime, herhangi bir anda tekniğin verdiği en iyi imkanlarla gözlenebilen, denenebilen ya da var olan bilgilere dayalı olarak usavurma kurallarıyla geçerliği kanıtlanan yeni bilgiler eklenir. Ayıklanma Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği her an, isteyen herkes tarafından denetlenebilir. Bu denetim sürecinde, yanlış olduğu anlaşılan bilgiler kendiliğinden ayıklanır; yerine yenisi konulur. Teknoloji Öğretim teknolojileri tarihi konusunda önemli bir isim olan Paul Saetller teknolojiyi şöyle tanımlamaktadır "Teknoloji Latince texere fiilinden türetilmiştir; örnek, oluşturmak construct anlamına gelir birçoklarının düşündüğü gibi makine kullanmak değildir. Teknoloji, bilimin uygulamalı bir sanat dalı haline dönüşmesidir. Uygulamalı sanat terimi Fransız sosyolog Jackques Ellul tarafından kullanılmış ve kısaca "technique" olarak isimlendirilmiştir. O, teknolojiyi bir "technique" uyarınca yapılmış bir makine olarak görmüş ve bu technique" nin ancak küçük bir bölümünün makine tarafından ifade edilebildiğinden bahsetmiştir. Belirli bir teknik sayesinde sadece makinenin değil, bu makineye ait öğretimsel uygulamalarında gerçekleştirilebileceğinden söz etmiştir. Sonuç olarak davranış bilimi ile öğretim teknolojileri arasındaki ilişki, doğal bilimlerle mühendislik teknolojisi arasındaki ya da biyoloji ile sağlık teknolojisi arasındaki ilişkiyle benzer hatta aynıdır." Bunun yanı sıra Simon, 1983 yılında teknolojiyi şöyle tanımlamıştır "Teknoloji, insanın bilimi kullanarak doğaya üstünlük kurmak için tasarladığı rasyonel bir disiplindir." McDermott'un , 1981 yılında yaptığı teknoloji tanımı ise şöyledir Teknoloji somut ve deneysel anlamda temel olarak teknik yönden yeterli küçük bir grubun örgütlü bir hiyerarşi yardımıyla bütünün geri kalanı insanlar, olaylar, makineler vb. üzerinde denetimi sağlamasıdır." Ünlü bir eğitim teknoloğu olan James Finn ise teknolojiyi tanımlarken şöyle demektedir "Makine kullanımının yanı sıra teknoloji, sistemler, işlemler, yönetim ve kontrol mekanizmalarıyla hem insandan hem de eşyadan kaynaklanan sorunlara, bu sorunların zorluk derecesine, teknik çözüm olasılıklarına, ve ekonomik değerlerine uygun çözüm üretebilmek için bir bakış açısıdır. Yapılan tanımlamalardan anlaşılacağı üzere, teknolojinin insan hayatındaki önemi çok büyüktür. Bu noktada teknolojinin insan hayatında nasıl ve ne şekilde kullanılacağı büyük önem kazanmaktadır. Bu noktada karşımıza iki kavram çıkmaktadır. Bunlar "Eğitim Teknolojisi" ve "Öğretim Teknolojisi" dir. Eğitim Teknolojisi Collier'e göre Eğitim Teknolojisi; Öğrenme sürecini geliştirmek için oluşturulan her türlü sistemi, tekniği ve yardımı içerir. Böyle bir yapıda şu 4 özellik önemlidir öğrencinin ulaşması hedeflenen amaçların tanımlanması; öğrenilecek konunun öğretim ilkelerine göre analiz edilip, öğrenilmeye uygun şekilde yapılandırılması; konunun aktarılabilmesi için uygun medyanın seçilip kullanılması; dersin ve derste kullanılan araçların etkililiğini ve öğrencilerin başarı durumlarını değerlendirmek için uygun değerlendirme yöntemlerinin kullanılmasıdır. Öğretim Teknolojisi Saettler, "öğretim teknolojilerinin fiziksel kavramlarının, fizik bilimi ve mühendislik teknolojisinin, tepegöz, data show, projektör, kaset, televizyon, bilgisayar, vb grup ya da birey ağırlıklı sunumlar için öğretim materyali olarak uygulamaları şeklinde anlaşıldığını belirtmektedir" "Diğer yönden bu fiziksel kavramlar şunu da öngörmektedir Davranış bilimcilerin ortaya koydukları bilimsel yöntemler eğitim uygulamaları için daha bağlayıcı olmalıdır; Bunun için geniş anlamda psikoloji, antropoloji, sosyoloji ve bu bölümler içerisinde de öğrenme, grup süreçleri, dilbilgisi, iletişim, yönetim, sibernetik, algı ve psikometri önem kazanmaktadır. Ayrıca , öğretim teknolojileri kavramı, mühendislik araştırma ve geliştirmelerini insan faktörü mühendisliği , bazı ekonomi dallarını, öğretim personelinin ve binaların öğrenme alanları etkin biçimde uygulanması utilization amaçlı lojistik bilgisini ve de veri işleyen, bilgiyi bulup getiren retrive bilgisayar tabanlı sistemleri de bünyesinde barındırmaktadır". Bu bağlamda 8-14 Mart arasında kutlanan Bilim ve Teknoloji Haftası süresince, bilimin, bilginin ve teknolojinin insan hayatındaki yeri ve önemi anlatılmalı, bilimsel bilginin değeri vurgulanmalıdır. Teknolojinin eğitimde ne kadar önemli olduğu anlatılmalı ve teknolojiyi eğitimde doğru kullanma yolları gösterilmelidir.

bilim ve teknoloji ile ilgili kısa yazı