Yazan Av.Yasemin Işık Merhaba meslektaşlar, asıl işveren alt işveren ilişkisi olan bir işyerinde işe iade davası açıldığında bu kararı uygulayacak olan alt işveren ancak 4857 sayılı kanun 2/VI'ye göre ise asıl işveren işe iade davasında belirlenecek olan tazminat yönünden müteselsil sorumlu. Derskayıtlarına web sayfasından ulaşabilirsiniz: https://bilgelikbilinci.com/online-dersler/Bilgi için : 0533 373 7264Ders başlıklarımız :1. Var Oluş2. Real Afet Bilinci Eğitimi. Değerlerimize Sahip Çıkalım, Kültürümüze Işık Olalım E-Twinning 15-06-2021. İlgili Kategori İçerikleri. Geri Bildirim. RonLA Place ‘den Merkaba eğitimi aldım.İş hayatımın yorgunluğunu bu eğitimlerle gideriyordum.Işık Yazan Ve Bilgelik Okuluyla yolum kesişti.Bir yıllık dersin ardından Işık Hocanın Subatan yaylasında meditasyon yaptığım ağustos ayında ,yaylada ön çapraz bağımı ve 2 minüsküsümü kaza sonucu kopardım.Ameliyat Kenan Işık'ın sağlık durumu, gündemden düşmeyen konular arasında yer alıyor. 21 Mart 2014 günü bilinci kapalı halde hastaneye kaldırılan Işık, ameliyata alındı. Ameliyatın 4 7UZT. MuğlaBODRUM’DA BİLGELİK - 1428 Son Güncellenme - 1442 Güncelleme - 1442İstanbul ve İzmir’den sonra Bodrum’da 2013 Kasım ayında başlatılan Bilgelik Bilinci Ekolü’nün Türkiye’deki kurucusu Işık Yazan ile Bilgelik Okulu Çalışmalarını gelen yoğun talep üzerine devam ayının İlk toplantısını Bodrum Maya Otel’de yoğun bir katılımla gerçekleştiren Işık Yazan ile Bilgelik Okulu çalışmaları ile katılımcıları hayatınıza katarak kendinizi dönüştürmenin keyfini yaşayın diyerek sözlerine devam eden Işık Yazan; “Hayatın anlamsızlığını çok büyük anlama dönüştürerek, esasta yaşamanın gerçek tadına Bilgelikten sonra varacaksınız. 30 çalışma sonunda değişimi garanti eden 5000 yıllık öğreti Bilgelik sizin kendinizi en yüksek yaşayışınız ve farkedişiniz olacak. Programlara katılmış, bitirmiş ve bitirmekte olan dostlarımız, çalışmalar bittiğinde keşke bitmese diyebilmektedirler. Her insan realitesinde bilinçte dönüşüm potansiyelini taşır. Bilgelik bunu ortaya çıkartan yegane çalışma olarak size sunulmuş fırsattır. Yaşayın ve görün! Bilgece Yaşama Sanatı ile gerçek mutluluğu ve huzuru deneyimlemeyi dostlarınıza armağan edin” EDİLECEK BİR EĞİTİMIşık Yazan’ın Bodrum’da gerçekleştirdiği Bilgelik eğitiminde önce 30 ders katılımcıların bitmesini istemeyeceğim bir eğitime dönüştü. Katılımcı ve eğitim sorumlusu Dilek Ayanoğlu; “Eğitimin en çarpıcı özelliğinden ilki, binlerce yıllık Bilgelik bilgilerinin Işık Yazan’ın tecrübelerinden 30 derste çok güzel bir özetini almış olmaktı. Eğitim süresince çok itinayla sıralanmış konuların sona doğru nasıl birbirini tamamlayarak bütünleştiğini ve bilincinizi dönüştürdüğünü görüyorsunuz. Artık benim için daha önce zorluk, sıkıntı olan birçok konu çoktan geride kaldı. Kendini tanıma, gerçek huzuru yaşama yolculuğunda olan herkese tavsiye edeceğim bir eğitimdir” 2 haftada bir olup yeni dönemin ikinci çalışması 14 Şubat cumartesi 30 saatleri arasında Maya otel’de yapılıyor. Takip eden çalışmalar ise 28 şubat cumartesi,14 mart cumartesi günü aynı saat ve yerde yapılacak. 14 Mart günkü Kader’ çalışmasından sonra grub çalışmalarına yeni katılımcı alamayıp 2 haftada bir kapalı olarak devam edecek.. 4. çalışma olan Kader çalışması Bilgelik Bilinci Ekolü Kurucusu Işık Yazan tarafından dinlenmesi ve bilinmesi gereken çok önemli bir çalışma. Kader çalışması tekrarı yapılmayan bir çalışma olup çalışmadan itibaren Bilgelik Eğitimlerine devam etmek isteyenlere ilk 3 çalışmanın telafisi ayrıca verilecek. Yaşam sürecinde insan, yaralanma ve hastalık gibi ilkyardımı gerektiren durumlarla her zaman karşılaşabilir. Ülkemizde ev, iş ya da trafik kazaları ve doğal afetler nedeni ile çok sayıda vatandaşımız yaşamını kaybetmekte ya da sakat kalmaktadır. İlk yardım denilince çoğu insanın aklına ambulans ve sağlık görevlileri gelir. Aslında ilk yardım, sağlık görevlileri gelinceye kadar olay çevresindeki ilk yardım eğitimi almış kişilerin elde bulunan malzemelerle yapabildiği ilaçsız girişimlerdir. Zamanında yapılacak basit ve etkili bir ilk yardımla hasta veya yaralının hayatı kurtarılabilir. Bu gibi durumlarda müdahalede bulunan kişilerin ilkyardım eğitimi almış olmaları, yaşamın sürdürülmesinde, sakatlanmaların önlenmesinde ve iyileşme sürecinin kısaltılmasında belirleyici rol oynayacaktır. Ancak İlk yardım eğitimi almamış kişilerin bilinçsizce ilk yardım uygulamaları yapmaları sonucu birçok insanımız zarar görmekte iyileşme süreleri uzamakta veya sakat kalmaktadır. Bilinçsiz kişilerin olaylara müdahale etmeleri sırasında yaşanan facialar zaman zaman medya aracılığı ile kamuoyuna yansıtılmaktadır. Medyaya yansıyan faciaların minimuma indirmek için Temel ilk yardım eğitimlerin yaygınlaştırılmalı ve tüm vatandaşlarımıza Temel ilk yardım eğitimi verilmelidir. Bu nedenle ilkyardım uygulayacak olan kişilerin mutlaka ilkyardım eğitimi almış olmaları, öncelikli amaçlarının kişilere zarar vermemek olduğunu bilmeleri ve hayati tehlike oluşturabilecek müdahalelerde bulunmamaları son derece önemlidir. Kaza, beklenmedik bir zamanda ve beklenmedik şekilde, yaralanmalara, can ve mal kayıplarına neden olan olaylara denir. Doğal afetler de yine kazalar gibi beklenmedik zamanlarda meydana gelen, önüne geçilemeyen ve insan gücünü aşan olaylardır. Kaza denilince akla en fazla trafik ve iş kazaları gelmektedir. Gerek kazalarda gerekse doğal afetlerde, ilk yardım konusunda eğitim almış kişilerin yaralılara müdahale etmeleri ve kazaya uğrayan kişilerin en az zararla kurtulmalarını sağlamaktadır. Bu nedenle bilinçli ilk yardımcı; hangi uygulamasının yaralının durumun daha kötüye gitmesini önleyeceğini ve rahatlatacağını, hangi yaklaşımın ona zarar verebileceğini temel ilkyardım bilgileri ışığında bilir. Bu bilgiler ise; Solunum ve kalp durması nedir? Solunum durması Solunum hareketlerinin durması nedeniyle vücudun yaşamak için ihtiyacı olan oksijenden yoksun kalmasıdır. Hemen yapay solunuma başlanmaz ise bir süre sonra kalp durması meydana gelir. Kalp durmasına 5 dakika içinde müdahale edilmezse dokuların oksijenlenmesi bozulacağı için beyin hasarı oluşur. Temel Yaşam Desteği nedir? Hayat kurtarmak amacı ile hava yolu açıklığı sağlandıktan sonra, solunumu ve/veya kalbi durmuş kişiye yapay solunum ile akciğerlerine oksijen gitmesini, dış kalp masajı ile de kalpten kan pompalanmasını sağlamak üzere yapılan ilaçsız müdahalelerdir. Kendisinin ve hasta/yaralının güvenliğinden emin olma Hasta/yaralıyı sert bir zemine yatırma Hasta/yaralının yanına diz çökme Hasta/yaralının omuzlarına hafifçe dokunarak ve “iyi misiniz?” diye sorarak bilincini kontrol etme eğer bilinci yok ise; Hasta/yaralının kravat kemer ve yakasını açma Temel yaşam desteğine başlarken eğer çevrede biri varsa hemen 112 aratılmalıdır. Bebeklerde, çocuklarda ve erişkinlerde sadece boğulmalarda ilkyardımcı yalnız ise 30/2 göğüs basısını 5 tur uygulamasından sonra kendisi yardım çağırmalıdır. Bebeklerde 0-1 yaş , ilkönce 2 solunum yapılır, 30/2 göğüs basısının 5 tur uygulaması ardından 112 aranır. Hava yolunu açmak için Baş-Çene pozisyonu nasıl verilir? Bilinci kapalı bütün hasta/yaralılarda solunum yolu kontrol edilmelidir. Çünkü dil geriye kayabilir ya da herhangi bir yabancı madde solunum yolunu tıkayabilir. Ağız içi kontrol edilerek temizlendikten sonra hastaya baş-çene pozisyonu verilir. Bunun için; Bir el alına yerleştirilir, Diğer elin iki parmağı çeneye yerleştirilir, Baş geriye doğru itilir. Böylece dil yerinden oynatılarak hava yolu açıklığı sağlanmış olur. Yapay solunum nasıl yapılır? Hasta/yaralının hava yolu açıldıktan sonra, solunum Bak-Dinle-Hisset yöntemi ile değerlendirilir. Normal solunum yoksa solunum yoksa veya yetersiz ve düzensiz ise hemen yapay solunuma başlanır Yetişkinlerde dış kalp masajı ve yapay solunumun birlikte uygulanması Kendisinin ve hasta/yaralının güvenliğinden emin olunur, Hasta/yaralının omuzlarına dokunup “iyi misiniz?” diye sorularak bilinci kontrol edilir; eğer bilinci yok ise Çevreden yüksek sesle yardım çağrılır; 112 aratılır; Hasta/yaralı sert bir zemin üzerine sırt üstü yatırılır, Hasta/yaralının yanına diz çökülür, Hasta/yaralının boynunu ve göğsünü saran giysiler açılır, Hasta/yaralının ağız içi kontrol edilir; görünen yabancı cisim var ise çıkartılır, Hava yolunu açmak için bir el hasta/yaralının alnına, diğer elin iki parmağı çene kemiğinin üzerine yerleştirilir, Çene kemiğinin uzun kenarı yere dik gelecek şekilde alından bastırılıp, çeneden kaldırılarak baş geriye doğru itilir; hastaya baş geri çene yukarı pozisyonu verilir, Hasta/yaralının solunum yapıp yapmadığı bak-dinle-hisset yöntemiyle 10 saniye süre ile kontrol edilir Göğüs kafesinin solunum hareketlerine bakılır, Eğilip, kulağını hastanın ağzına yaklaştırarak solunum dinlenirken diğer el göğüs üzerine hafifçe yerleştirilerek hissedilir. Hasta/ yaralının solunumu yok ise, Çevrede başka kimse yok ve ilkyardımcı yalnız ise, kendisi 112’yi arar, Kalp basısı uygulamak için göğüs kemiğinin alt ve üst ucu tespit edilerek alt yarısına bir elin topuğu yerleştirilir, Diğer el bu elin üzerine yerleştirilir, Her iki elin parmakları birbirine kenetlenir, Ellerin parmakları göğüs kafesiyle temas ettirilmeden, dirsekler bükülmeden, göğüs kemiği üzerine vücuda dik olacak şekilde tutulur, Göğüs kemiği 5 cm aşağı inecek şekilde yandan bakıldığında göğüs yüksekliğinin 1/3’ü kadar 30 kalp basısı uygulanır, bu işlemin hızı dakikada 100 bası olacak şekilde ayarlanır, Baş geri çene yukarı pozisyonu tekrar verilerek hava yolu açıklığı sağlanır, Alnın üzerine konulan elin baş ve işaret parmağını kullanarak hasta/ yaralının burnu kapatılır, Normal bir soluk alınır, baş geri çene yukarı pozisyonunda iken hasta/yaralının ağzını içine alacak şekilde ağız yerleştirilir, Hasta /yaralının göğsünü yükseltmeye yarayacak kadar her biri 1 saniye süren 2 kurtarıcı nefes verilir, havanın geriye çıkması için zaman verilir, Hasta/ yaralıya 30 kalp masajından sonra 2 solunum yaptırılır, 30;2 Temel yaşam desteğine hasta/yaralının yaşamsal refleksleri veya tıbbi yardım gelene kadar kesintisiz devam edilir. Çocuklarda 1-8 yaş dış kalp masajı ve yapay solunumun birlikte uygulanması Kendisinin ve çocuğun güvenliğinden emin olunur, Çocuğun omuzlarına dokunup “iyi misiniz?” diye sorularak bilinci kontrol edilir; eğer bilinci yok ise Çevreden yüksek sesle yardım çağrılır; 112 aratılır; Çocuk sert bir zemin üzerine sırt üstü yatırılır, Çocuğun yanına diz çökülür, Çocuğun boynunu ve göğsünü saran giysiler açılır, Ağız içi gözle kontrol edilir; hava yolu tıkanıklığına neden olan yabancı cisim var ise çıkartılır, Hava yolunu açmak için bir el hasta/yaralının alnına, diğer elin iki parmağı çene kemiğinin üzerine yerleştirilir, Çene kemiğinin uzun kenarı yere dik gelecek şekilde alından bastırılıp, çeneden kaldırılarak baş geriye doğru itilir; çocuğa baş geri çene yukarı pozisyonu verilir, Hasta/yaralının solunum yapıp yapmadığı bak-dinle-hisset yöntemiyle 10 saniye süre ile kontrol edilir Göğüs kafesinin solunum hareketlerine bakılır; Eğilip, kulağını hastanın ağzına yaklaştırarak solunum dinlenirken diğer el göğüs üzerine hafifçe yerleştirilerek hissedilir. Solunum yok ise; alnın üzerine konulan elin baş ve işaret parmağını kullanarak çocuğun burnu kapatılır, Baş geri çene yukarı pozisyonunda iken çocuğun ağzını içine alacak şekilde ağız yerleştirilir, Çocuğun göğsünü yükseltmeye yarayacak kadar her biri 1 saniye süren 2 nefes verilir, havanın geriye çıkması için zaman verilir, Kalp basısı uygulamak için göğüs kemiğinin alt ve üst ucu tespit edilerek alt yarısına bir elin topuğu yerleştirilir, çocuk yetişkin görünümündeyse yetişkinlerde olduğu gibi iki el ile kalp basısı uygulanır, Elin parmakları göğüs kafesiyle temas ettirilmeden, dirsek bükülmeden, göğüs kemiği üzerine vücuda dik olacak şekilde tutulur, Göğüs kemiği 5 cm aşağı inecek şekilde yandan bakıldığında göğüs yüksekliğinin 1/3’ü kadar 30 kalp basısı uygulanır, bu işlemin hızı dakikada 100 bası olacak şekilde ayarlanır, Çocuğa 30 kalp masajından sonra 2 solunum yaptırılır 30;2 İlkyardımcı yalnız ise; 30;2 göğüs basısının 5 tur tekrarından sonra 112’yi kendisi arar, Temel yaşam desteğine çocuğun yaşamsal refleksleri veya tıbbi yardım gelene kadar kesintisiz devam edilir. Bebeklerde 0-12 ay dış kalp masajı ve yapay solunumun birlikte uygulanması Kendisinin ve bebeğin güvenliğinden emin olunur, Ayak tabanına hafifçe vurarak bilinci kontrol edilir; eğer bilinci yok ise, Çevreden yüksek sesle yardım çağrılır; 112 aratılır; Bebek sert bir zemin üzerine sırt üstü yatırılır, İlkyardımcı temel yaşam desteği uygulayacağı pozisyonu alır yerde uygulama yapacak ise diz çöker, masa yerde uygulama yapacak ise ayakta durur, Bebeğin boynunu ve göğsünü saran giysiler açılır, Ağız içi gözle kontrol edilir; hava yolu tıkanıklığına neden olan yabancı cisim var ise çıkartılır, Hava yolunu açmak için, bir el bebeğin alnına, diğer elin iki parmağı çene kemiğine koyulup baş hafifçe yukarı geri itilerek eğilir, baş geri çene yukarı pozisyonu verilir, Bebeğin solunum yapıp yapmadığı bak-dinle-hisset yöntemiyle 10 saniye süre ile kontrol edilir Göğüs kafesinin solunum hareketlerine bakılır, Eğilip, kulağını hastanın ağzına yaklaştırarak solunum dinlenirken diğer el göğüs üzerine hafifçe yerleştirilerek hissedilir, Solunum yoksa ağız dolusu nefes alınır ve ağız bebeğin ağız ve burnunu içine alacak şekilde yerleştirilir, Bebeğin göğsünü yükseltmeye yarayacak kadar her biri 1 saniye süren 2 solunum verilir, havanın geriye çıkması için zaman verilir, Kalp basısı uygulamak için bebeğin iki meme başının altındaki hattın ortası göğüs merkezini oluşturur göğüs merkezi belirlenir, Bir elin orta ve yüzük parmağı bebeğin göğüs merkezine yerleştirilir, Göğüs kemiği 4 cm aşağı inecek şekilde yandan bakıldığında göğüs yüksekliğinin 1/3’ü kadar 30 kalp basısı uygulanır, bu işlemin hızı dakikada 100 bası olacak şekilde ayarlanır, Bebeğe 30 kalp masajından sonra 2 solunum yaptırılır 30;2, İlkyardımcı yalnız ise; 30;2 göğüs basısının 5 tur tekrarından sonra 112’yi kendisi arar, Temel yaşam desteğine bebeğin yaşamsal refleksleri veya tıbbi yardım gelene kadar kesintisiz devam edilir. Hava yolu tıkanıklığı nedir? Hava yolunun, solunumu gerçekleştirmek için gerekli havanın geçişine engel olacak şekilde tıkanmasıdır. Tıkanma tam tıkanma ya dakısmi tıkanma şeklinde olabilir. Hava yolu tıkanıklığı belirtileri nelerdir? Tam tıkanma belirtileri Nefes alamaz, Acı çeker, ellerini boynuna götürür, Konuşamaz, Rengi morarmıştır, Bu durumda Heimlich Manevrası =Karına bası uygulama yapılır . Kısmi tıkanma belirtileri Öksürür Nefes alabilir Konuşabilir Bu durumda hastaya dokunulmaz, öksürmeye teşvik edilir. Tam tıkanıklık olan kişilerde Heimlich Manevrası =Karına bası uygulama nasıl uygulanır? Bilinci yerinde olan=bilinci açık kişilerde Heimlich manevrası Hasta ayakta ya da oturur pozisyonda olabilir, Arkadan sarılarak gövdesi kavranır, Bir elin başparmağı midenin üst kısmına, göğüs kemiği altına gelecek şekilde yumruk yaparak konur. Diğer el ile yumruk yapılan el kavranır, Kuvvetle arkaya ve yukarı doğru bastırılır, Bu hareket 5-7 kez yabancı cisim çıkıncaya kadar tekrarlanır, Şah damarından nabız ve solunum değerlendirilir, Tıbbi yardım istenir 112. Bilincini kaybetmiş=bilinci kapalı kişilerde Heimlich Manevrası * Hasta yere yatırılır, yan pozisyonda sırtına 5 kez vurulur, Tıkanma açılmadığı taktirde hasta düz bir zeminde başı yana çevrilir, Hastanın bacakları üzerine ata biner şekilde oturulur, Bir elin topuğunu göbek ile göğüs kemiği arasına yerleştirilir, diğer el üzerine konur, Göbeğin üzerinden kürek kemiklerine doğru eğik bir baskı uygulanır, Şah damarından nabız ve solunum değerlendirilir, İşleme yabancı cisim çıkıncaya kadar devam edilir, Tıbbi yardım istenir 112, Bu hareketi 5-7 kez yabancı cisim çıkıncaya kadar ya da yardım gelinceye kadar devam edin, Bu tür olgularda havayolu tıkanıklığından şüphelenildiğinde, ilkyardımcılar Temel Yaşam Desteği uygulamalarını yapacaklardır. Kurtarıcı nefes verdikten sonra hava gitmiyorsa tıkanıklık olduğu düşünülür, ilkyardımcı ağız içinde yabancı cisim olup olmadığını kontrol etmeli, yabancı cisim görüyorsa çıkarmalıdır. Havayolu tıkanıklığı varsa havayolunu açacak manevraları profesyonel acil yardım ekibi uygular. *Yukarıdaki bilgiler sadece ilkyardım eğitmenleri için verilmiş olup bilinci kapalı olan erişkinlerde havayolunun açılması için gerekli olan girişimler ve hareketler ilkyardımcılara öğretilmeyecektir. Bebeklerde tam tıkanıklık olan hava yolunun açılması ** Bebek ilkyardımcının bir kolu üzerine ters olarak yatırılır, Başparmak ve diğer parmakların yardımıyla bebeğin çenesi kavranarak boynundan tutulur ve yüzüstü pozisyonda öne doğru eğilir, Baş gergin ve gövdesinden aşağıda bir pozisyonda tutulur, 5 kez el bileğinin iç kısmı ile bebeğin sırtına kürek kemiklerinin arasına hafifçe vurulur, Diğer kolun üzerine başı elle kavranarak sırtüstü çevrilir, Yabancı cismin çıkıp çıkmadığına bakılır, Çıkmadıysa başı gövdesinden aşağıda olacak sırtüstü şekilde tutulur, 5 kez iki parmakla göğüs kemiğinin alt kısmından karnın üs kısmına baskı uygulanır, Yabancı cisim çıkana kadar devam edilir, Tıbbi yardım istenir 112. **Bebek çok küçük ise ve karından baskı uygulanamıyorsa bebekler için yukarıda anlatılan uygulamalar yapılır. Ancak diğer hallerde bebeklerde yapılan uygulamalar, bilinci kapalı erişkinlerde yapılan Heimlich Manevrası uygulamaları ile aynıdır. Yukarıdaki bilgiler sadece ilkyardım eğitmenleri için verilmiş olup bebeklerde havayolunun açılması için gerekli olan girişimler ve hareketler ilkyardımcılara öğretilmeyecektir. Kısmi tıkanıklık olan kişilerde nasıl ilkyardım uygulanır? Eğer kişinin hava yolunda yeterli hava giriş çıkışı mevcutsa, kazazede öksürmeye teşvik edilmeli, yakından izlenmeli ve başka bir girişimde bulunulmamalıdır. Kazazedenin henüz ayakta durabildiği bu dönemde onun arka tarafında yer alınmalıdır. Bu durumda, kazazede öncelikle bulunduğu pozisyonda bırakılmalıdır. Kazazedenin solunum ve öksürüğü zayıflarsa ya da kaybolursa ve morarma saptanırsa derhal girişimde bulunulmalıdır. Belirgin bir yabancı cisim, yerinden çıkmış veya gevşemiş takma dişleri varsa bunlar yerinden çıkarılır. Eğer yabancı cisim görülemiyorsa ve hastanın durumu kötüye gidiyorsa yukarıda tam tıkanmada anlatılan uygulamalara başlanır 4 Temel İlk Yardımda Temel Yaşam Desteği Meslektaşlarıma, Öğrencilerime ve Okuyuculara faydalı olması dileğiyle… ’İnsanın ruhu kandil, bilim onun aydınlığı ve tanrısal bilgelik de kandilin yağı gibidir. Bu yanar ve ışık saçarsa o zaman sana ’’diri’’ denilir. / İbn-i Sina’’ Ataşehir Adıgüzel Meslek Yüksekokulu DAĞ Kalbin Uyanışı - Koşulsuz Sevgiye giden yol bu hafta sonu birey ve insanlık adına değişik açılardan ele alınacak. 9 – 10 Haziran’da Harbiye Askeri Müzesindeki zirveye kutsal metinler, astroloji ve bilimsel çalışmalarıyla dikkat çeken Türkiye’nin önde gelen birçok ismi konuşmacı olarak katılacak. Kişilerin içsel yolculuklarındaki arayışları birbirinden farklı olsa da tüm yaklaşım, öğreti ve aktarılanların ortak dilinin sevgi olduğu sonucundan hareket ederek bu zirvenin düzenlendiğini belirten Tiyatro ve Sahne Sanatçısı Betül Arım konuşmacı olarak katılacağı Zirve ile ilgili sorulara şu yanıtları verdi; Uyanışı Zirvesi’nin düzenlenme amacı nedir? Bildiklerimizi aktarmak, bilmediklerimizi öğrenmek ve bireysel realitede bir bilinç açılımı, farkındalık yaratmak amacıyla bu zirveyi düzenledik. Bu zirvede korkularımızdan nasıl arınacağımızı, hayatımızın her alanını sevgiyle yaşamanın önemini Türkiye’nin önde gelen isimlerinin gerçekleştireceği paneller aracılığıyla katılımcılara aktarmayı hedefliyoruz. hakkında biraz bilgi verir misiniz? Bildiğiniz gibi günümüzde birçok kişi farkındalıklarını artırmak için birbirinden farklı ekollere ilgi duyuyor. Kimi enerji, yoga, meditasyon çalışmalarına eğilirken kimisi yıldızların, gezegenlerin dünyamız ve kişiler üzerindeki etkilerine kimisi ise kutsal metinlere ya da bilimsel bakış açısıyla manyetik alanların insanlık ve yerküre üzerindeki etkilerine merak salıyor. Ben bu arayışların hepsini kendini tanıma bir başka deyişle kişilerin iç dünyalarına yaptığı farkındalık, anlama, anlamlandırma yolculukları olarak tanımlıyorum. Kalbin Uyanışı Zirvesi’nde de aslında ulaşmak istediğimiz kişilerin içsel yolculuklarındaki arayışları birbirinden farklı olsa da tüm yaklaşım, öğreti ve aktarılanların ortak dilinin SEVGİ olduğu gerçeği. Bu zirve kişilerin farkındalıklarını artırmak, korkularımızdan arınmak ve hayatımızın her alanını sevgiyle yaşamanın önemini öğreneceğimiz bir buluşma olması amacıyla düzenleniyor. Zirvenin ilk günü; Jeofizik Mühendisi Prof. Dr. Ahmet Ercan’ın sunumuyla başlayacak. Prof. Ercan, dönüşüm başlığı ile insanın varoluşundan beri devinimi ve yer küre hareketlerinin 2012 ve sonrasındaki etkilerinden bahsedecek. Meditasyon ve Özarkındalık Yöntemi ile Kişisel Evrim konusunda katılımcılara bilgi verecek olan Yogesh Sharda; kendi zihnimizin ve düşüncelerimizin gücünü keşfetmek ve bunu kendimizi ve dolayısı ile dünyayı iyileştirmek için kullanmak, bizim neslimizin tam önünde duran zorluk ve fırsatları aktaracağı sunumunu; yaptıracağı kısa meditasyon ile tamamlayacak. Herkesin yakından tanıdığı Dr. İnci Erkin ’ Enerji, Duygusal ve Fizik Bedenin Konuşuyor, Dinliyor musun? ’ başlığı altında 'ENERJI BEDEN-DUYGUSAL BEDEN ve FIZIK' BEDEN hakkında uygulamalı ve etkili bir söyleşi gerçekleştirecek. Yaşamda farkındalığın, realitenin yükselmesi için acaba kişisel gelişimde ruhsal yaşam şablonları var mıdır? konularını Yurdaay Onaran ve Şevki Can birlikte gerçekleştirecekleri oturumda aktaracaklar. Bu sunumda Koşulsuz Sevgi, düşünce ve yaşam boyutuna giden süreçte neden bazı olaylar tekrar tekrar başıma geliyor diyenlere verilecek yaşanmışlıktan gelen öğütlere yer verecekler. Anadoluda yaklaşık kişinin rüyalarını incelemiş ve bunları şablonlarda gruplaştırmış olan Zeynep Ergen Pekmen Felix gelmekte olan yeni çağın, 2012 ve ötesinin yorumunu yapacak. Zaman kavramının hızlandığını hepimiz yaşıyoruz. Kolumuzdaki saatler ile bunu fark etmiyoruz ancak, farkındalığımız ve çözümlememiz gereken olaylar daha da sıklıkla karşımıza çıkıyor. Acil yardım çantası da diyebileceğimiz, yaşantımızı yavaşlatmak, huzur veren konu ve kişilere yönelmek, medyayı takip etmemek ve benzeri kolaylaştırıcı yöntemleri Bilgelik Çağı konusunda 30 yıla yakındır eğitim veren Işık Yazan aktaracak. 10 Haziran Pazar Zirve’nin ikinci gününde Ruhsal ve Zihinsel Aydınlanma Derneği Başkanı ve Aydınlanma Yolunda, Düşünce Enerjisi, İnançlarımız, Hangi Kıyamet, Buzdağının Altı, Ölümsüzlük ve Esma’ül Hüsna ve NLP Işığında Füsus’ül – Hikem kitaplarının yazarı Selma Mine; kutsal kitapları, metinleri cümle cümle inceleyerek, satır aralarındaki gizi çözmeye; bulmacanın içinde saklı olan yanıtları izleyicilere aktarırken, Ünlü Astrolog Zeynep Değirmencioğlu gök kubbedeki gezegen ve yıldızların enerjisel etkisini, burçların dünya ve biz insanlar üzerindeki döngüsel mesajlarını tercüme edecek. Peki ya sağlık? Hepinizin bildiği gibi 21. yüzyılda yepyeni bir sağlık anlayışının eşiğindeyiz. Artık insan bedenini makine gibi gören sağlık anlayışından, bedensel, zihinsel ve ruhsal sağlığı da içeren; HOLİSTİK Bütüncül SAĞLIK anlayışına geçiyoruz. Zihinsel ve ruhsal sağlığımızın bedensel sağlığımızı direk etkilediğini artık çok iyi biliyoruz. Türkiye’nin önde gelen Tamamlayıcı Tıp Uzmanları’ndan Dr. Ender Vardar ise Kalbin Uyanışı Zirvesi’nde ’İyileşmenin Biofizik ve Holistik Prensipleri’’ konulu bir sunum yaparak hastalanmadan yaşamanın püf noktalarını aktaracak. Kuantum Bilgeliği ve Tasavvuf kitabının yazarı Doc. Dr. Haluk Berkmen ’Bütünsel Evren ve İnsan’’ başlığı altında gerçekleştireceği sunumunda evren yapısı ile insan beyni arasındaki benzerliklerden söz ederek, akıl-zihin-beden bütünlüğünü sağlayan tin’ kavramı üzerinde duracak. Berkmen’in sunumunda Bütünsel enerji alanından ve bu alanla etkileşen insandaki yetilerden örnekler verilip “Gerçek nedir?” sorusuna yanıt aranacak. Türkiye’nin yine yakından tanıdığı isimlerden biri olan Bilinçaltı Uzmanı ve Yazar Seda Diker ise Yaratılış, Adem ile Havva’nın Düşüşü ve Bilinçaltı Korkularından arınmak ve duygusal temizlik başlıkları altında arkındalığımızın artışı, kalpte, sevgi bazlı yaşamanın önemini ve korkularımızdan nasıl arınacağımızı en önemlisi ikiz ruhlarımızı nasıl hayatımıza çekeceğimizi aktaracak. 2001 yılından beri değişik çalışma grupları ile Muhiddin İbn-i Arabi’nin Fususül Hikem eserlerini yorumlamakta ve Kadim Anadolu Bilgeliği üzerine derin çalışmalar yapmakta olan Mehmet Genç ’ 2012- Geçmişten Bugüne Kadim Anadolu Bilgeliği’’ başlıklı bir sunum gerçekleştirecek. Hüseyin Çiloğlu; Yeni Çağ veya yeni dönem olarak adlandırılan ’Altın Çağ’’ hangi prensipler ve temeller üzerinde yükselecek?, İnsanlığı bekleyen oluşumların dinamiği nedir?, 1900 – 2012 arasındaki dönemde neler oldu, 2012 ve sonrasında insanlığı neler bekliyor konulu bir sunum gerçekleştirecek. Yoga’yı Türkiye’yle buluşturan ilk kişi olan Adnan Çabuk namı değer Yogi Baba Adnan ise ’Yoga ile Kalbin Uyanışı’’ adlı bir sunum gerçekleştirecek. katılım nasıl olacak? Harbiye Askeri Müze’de gerçekleştirilecek ve saat başlayacak zirvenin iki günlük katılım ücreti 60TL, tek günlük katılım bedeli ise 35TL. Öğrenciler içinse günlük katılım ücreti 20TL olarak belirlendi. Detaylı bilgi için 0212 274 30 47 Çağdaşlarımızın —en azından Batı'dakilerin— çoğunluğunun anlamakta güçlük çeker göründükleri ve dolayısıyla hemen hemen sürekli olarak tekrar değinmek gereken şeyler vardır. Bunlar çoğunlukla gerek genel olarak tradisyonel bakış açısıyla, gerekse daha özellikle ezoterik ve inisiyatik bakış açısıyla ilişkili olan her şeyin bir tür temelinde yer almakla birlikte, normalde, daha çok, basit ya da ilksel —elementaire— olduğunun kabul edilmesi gereken bir düzeyde olan şeylerdendir. Örneğin, törenlerin ya da, kudsiyetle ilişkili usul ve yolların— ÇN. rolü ve etkinliği konusu da böyledir. Bununla çok yakından ilişkiselliği nedeniyle, inisiyatik bağlanmanın gerekliliği konusu da, en azından kısmen, aynı durumda görünmektedir. Gerçekte, inisiyasyonun temelde belirli bir mânevi etkinin naklini içerdiği ve bu naklin ancak, işlevi herşeyden önce söz konusu etkiyi muhafaza etmek ve iletmek olan bir örgenleşmenin uyguladığı bir usul ya da izlediği bir yol vasıtasıyla mümkün olabileceği kavranıldığında artık hiçbir güçlük kalmaz gibi görünmektedir, iletim ve bağlanma, sonuçta, bir ve aynı şeyin, inisiyatik "zincir"in aşağıdan yukarıya ya da yukarıdan aşağıya doğru alınmasıyla ilişkili olan, iki ters yönüdür. Ancak, böyle bir bağlanma içinde olan bazıları için bile güçlüğün söz konusu olduğunu daha önce gördük; bu daha şaşırtıcı gelebilir, fakat, kuşkusuz, bunda, bu kişilerin ilişkili oldukları ergenleşmelerin mâruz kaldıkları "nazariyatçılık" ile gerçek işlevlerinde oluşan zayıflamanın bir sonucunu görmek gerekir. Zira, açıktır ki, yalnızca bu "nazari" bakış açısında kalan için, söz etmiş olduğumuz düzeydeki konular ve tüm özgün "teknik" hususlar ancak çok dolaylı ve uzak bir perspektifte yer alırlar ve bu nedenle de, bunların —temel nitelikteki—önemleri az ya da çok bilinmeyebilir. Yine, bu durumun fiili inisiyasyon ile bilkuvve inisiyasyon arasındaki mesafeyi ölçmeyi mümkün kılabileceği söylenebilir; kuşkusuz, bundan birincinin ihmal edilebilceği anlamı çıkmaz, durum bunun tersidir, zira özgün anlamında inisiyasyon, yani gerekli "başlangıç" initium odur ve o, tüm daha sonraki gelişmeleri sağlayıcı imkânları kendisiyle birlikte getirir; fakat, mevcut şartlarda, bu bilkuvve inisiyasyon ile en küçük bir tahakkuk başlangıcı arasında her zamankinden daha fazla mesafe bulunduğunu iyi anlamak gerekir. Her ne olursa olsun, biz inisiyatik bağlanmanın gerekliliğini yeterince açıklamış bulunuyoruz Ancak, bu konuda bize yöneltilmiş olan bir kaç sorunun daha var olması nedeniyle, bu ifade etmiş olduklarımıza bir kaç tamamlayıcı hususu daha eklemekte yarar görüyoruz. Öncelikle, bir din, vd.,ye sonradan giren bir dönmenin manevi etkileri aldığı anda bile hiçbir manevi etki hissetmemesinin bazılarında oluşturacağı düşünceleri açıklığa kavuşturmamız gerekiyor; aslını söylemek gerekirse, bu durum, yine bir manevi etkinin iletildiği ve en azından genelde, söz konusu durumdakinden daha fazla hissedilmediği, ancak bunun o etkinin gerçekten var olmasını ve onu almış olanlarda, o olmaksızın oluşamayacak olan, bazı tutumların ortaya çıkmasını sağlamasını engellemediği, papazlık aşaması törenleri örneği, egzotik zahirî düzeydeki törenlerdekiyle tamamen kıyaslanabilirdir. Fakat, inisiyatik düzey açısından konuyu daha derinlemesine ele almamız gerekiyor dönmenin kendisine iletilen etkiyi hissetmesi bir tür çelişki oluştururdu, zira o, bu bağlamda, ve tanım itibarıyla da daha henüz salt bilkuvve ve "gelişmemiş" durumdadır, oysa etkiyi hissetmek kapasitesi, tersine, belirli bir gelişmişlik ya da işleyiş kazanmışlık derecesini zorunlu olarak gerektirir; ve bu nedenledir ki, az önce bilkuvve inisiyasyonun başlangıç oluşturuculuğundan söz ettik. Yalnız, egzoterik zahirî alanda, sonuçta, alınan etkinin dolaylı olarak ve etkisel sonuçlarıyla dahi, bilinç düzeyine hiç çıkmamasında hiçbir uygunsuzluk yoktur; buna karşın, inisiyasyonda durumun tamamen farklı olması gerekir, ve İnisiyenin tamamladığı içsel çalışmadan sonra bu etkinin içsel olarak hissedilmesi gerekir, ki bu da kesinlikle herhangi bir derecede fiili inisiyasyona geçişi belirtir. Normalde, ve şayet inisiyasyon ondan beklenmekte haklı olunan sonuçlan veriyor ise, olması gereken budur; ancak, gerçekte, çoğu durumda inisiyasyonun hep bilkuvve olarak kaldığı Doğrudur, yani söz ettiğimiz etkisel sonuçlar sürekli olarak gizil halde kalırlar; ancak, bu durum inisiyatik açıdan, bazı yetersizliklerden kaynaklanan, bir anomalidir ya da, bir aykırılıktır, burada gerek inisiyenin yeterli niteliklere sahip olmaması, yani, —dışarıdan hiçbir katkıda bulunulamayacak olan— kendi yapısındaki imkânların kısıtlı olması, gerekse de bazı örgenleşmelerin yeterince gelişmemişlikleri ya da —gerekli asgari niteliklere sahip olanlara bilkuvve inisiyasyonu her zaman verebilirken, yani manevi etkinin ilk iletimini yapabilirken— fiili inisiyasyona ulaşmayı sağlayabilecek yeterli desteği artık veremez hale gelmelerine ve hatta, buna ulaşmaya yetenekli olanlara, böyle bir şeyin var olabileceği düşüncesini bile veremez hale gelmelerine yol açan dejenereleşmişlikleri söz konusu olabilir. Yine, konunun başka bir yönüne geçmeden önce, sırası gelmişken şunu da belirtelim ki, bu iletimin, daha önce özellikle belirttiğimiz gibi, "büyü" ile kesinlikle hiçbir ilişkisi yoktur ve olamaz, zira burada temelde söz konusu olan bir manevi etkidir, oysa büyüsel düzeye dahil olan her şey tamamıyla yalnızca psişik etkilerin kullanımıyla ilişkilidir. Manevi etkiye, ikincil ya da yan etki olarak, bazı psişik etkilerin eşlik ettiği vâki olsa bile, bu hiçbir şeyi değiştirmez, zira bu, sonuçta tamamen kazai olan ve çeşitli gerçeklik düzeyleri arasında birbirini tutmanın kaçınılmaz olarak daima mümkün olmasından kaynaklanan bir durumdur. Her halükârda, yalnızca manevi etkiyle ilişkili olan ve inisiyatik olması açısından, bunun dışında hiçbir var olma nedeni olmayan inisiyatik yol ya da usul, yöntem ne bu psişik etkiler üzerinde, ne de bunlar vasıtasıyla işler. Kaldı ki, egzoterik zahirî alanda da, dinsel usuller açısından da bu böyledir; ve bu da, bunlarda, bir kez daha belirteceğimiz üzere, manevi alan ile ilişkili olan her şeye tamamen yabancı olup, sadece, tamamen bayağı ve hatta çok aşağı düzeyden, ikincil bir tradisyonel bilim olan; büyü ile ortak olan hiçbir şeyin bulunmaması için kesinlikle yeterlidir. Şimdi bize en önemlisi olarak görünen ve konunun temeliyle daha yakından ilişkili olan noktaya gelebiliriz; bu bağlamda şöyle bir görüş öne sürülebilir hiçbir şey llke'den ayrımlanamaz, zira ondan ayrımlanabilen bir şeyin ne herhangi bir gerçek varoluşu ne de, en aşağı düzeyden bile, herhangi bir gerçekliği olabilir. Dolayısıyla, gerçekleştirilme vasıtaları neler olursa olsun, sonuçta, sadece —kopmuş olan bir bağın tekrar kurulmasını sağlayabilecek biçimde— Ilke'nin kendisine olan bir bağlanma olarak kabul edilemeyecek olan bir bağlanmadan nasıl söz edilebilir? Bu tür bir sorunun, yine bazılarınca sorulan şu soruya yeterince benzediği fark edilebilir Kurtuluşa ulaşmak için çaba sarf etmeye ne gerek var, değil mi ki, "Bizatihi varlık" Atma değişmez, hep aynı kalır ve hiçbir şey tarafından hiçbir biçimde etkilenmez ya da değiştirilemez? Bu tür sorular yöneltenler, böylece, konulara salt kuramsal bakış açısından baktıklarını gösteriyorlar, ki bu da onların konuların sadece bir yanını gördüklerini ya da, bir anlamda birbirini tamamlamakla birlikte, aslında birbirinden açıkça ayrı olan iki bakış açısını, yani ilkesel bakış açısı ile tezahür etmiş varlıklarla ilişkili bakış açısını birbirine karıştırdıklarını ortaya koyuyor. Kuşkusuz, salt metafizik açıdan yalnızca ilkesel yön dikkate alınarak tüm geri kalan, bir tür, kenara atılabilir. Fakat, özgün inisiyatik bakış açısı, tersine, mevcudatın —aşılmalarını amaçladığı— koşullarından, ve özellikle, içinde bulundukları halleriyle, beşeri bireylerden hareket etmek zorundadır; dolayısıyla, zorunlu olarak, ve onu saf metafizik bakış açısına kıyasla karakterize eden temel nitelik olarak, bir gerçek hali ele almak ve bunu ilkesel düzene herhangi bir biçimde tekrar bağlamak durumundadır. Bu noktaya tamamen açıklık kazandırmak için şunu belirteceğiz ilkede hiçbir şeyin değişime uğramasının asla söz konusu olmayacağı açıktır; dolayısıyla, kurtulacak olan hiçbir biçimde "Bizatihi Varlık" olmayıp —zira, o asla koşullanmamıştır, -hiçbir sınırlamaya tâbi değildir— "Ben"dir Moi ve, bu kurtuluşa ancak ona kendisinin "Bizatihi Varlık" tan ayrı olduğu zannını veren yanılgının bertaraf edilmesiyle ulaşacaktır; yine, tekrar kurulması gereken, gerçekte, ilke ile olan bağ değildir, çünkü o daima vardır ve varlığının sona ermesi de mümkün değildir. Fakat tezahür etmiş olan varlıkta bu bağın gerçek bir bilincinin oluşturulmasıdır; ve beşeriyetin bugün içinde bulunduğu koşullarda bunu gerçekleştirmek için inisiyasyonun sunduğunun dışında başka hiçbir imkan yoktur. Dolayısıyla, inisiyatik bağlanmanın gerekliliğinin bir ilkesel gereklilik değil —bu durumda onun kadar önemli olan ve bu nedenle hareket noktası olarak almak zorunda olduğumuz— bir zuhurat gerekliliği olduğu anlaşılabilir. Oysa, kadim çağların insanları için inisiyasyon gereksiz ve hatta kabul edilemezdi, zira, ilkeye yakınlıkları nedeniyle, onlarda mânevi gelişme, tüm dereceleriyle, tümüyle doğal bir biçimde ve kendiliğinden oluyordu; fakat, sonraları "düşüş"ün oluşmasından itibaren kozmik tezahürün kaçınılmaz vetiresi uyarınca, halen içinde bulunduğumuz devrenin koşullan o zamankilerden tamamen farklı hale gelmiştir ve bu nedenle, kadim zamanlardaki imkanların tekrar oluşturulması inisiyasyonun önde gelen amaçlarındandır. Dolayısıyla, bu koşullan gerçekte oldukları şekilleriyle dikkate alaraktır ki, biz inisiyatik bağlanmanın gerekliliğini kabul etmek durumundayız, yoksa, hiç kısıtlamasız biçimde, genel olarak ve her çağ için -hele de her dünya için- değil. Bu bağlamda, canlı varlıkların kendiliklerinden ve ana-babasız olarak doğabilmeleri konusunda daha önce başka yerde söz etmiş olduklarımıza özellikle dikkati çekeceğiz. Bu "kendiliğinden" oluşan nesil aslında ilkenin bir imkânıdır, ve bunun gerçekten mümkün olabileceği bir dünya pekâlâ düşünülebilir; ancak, bizim dünyamız için, .ya da en azından dünyamızın Şimdiki durumunda, böyle bir şey söz konusu değildir. Birer "doğuş"u ifade eden mânevi hâllere ulaşmak konusunda da böyledir ve bu kıyaslama söz konusu durumun kavranılmasına yardımcı olmak açısından bizce en uygun olanıdır. Bu bağlamda, yine şunu da belirtebiliriz dünyamızın bugünkü halinde toprak bir bitkiyi kendiliğinden, ya da daha önceki bir bitkiden elde edilmiş bir tohum ekilmiş olmaksızın, üretemez. Ancak, pekâlâ da böyle bir zamanın olmuş olması gerekmektedir, aksi takdirde hiçbir şey başlayamazdı, fakat artık böyle bir imkân söz konusu değildir, içinde bulunduğumuz koşullarda, önceden ekilmeden hiçbir şey biçilmez, ve bu manevi açıdan olduğu kadar, maddî açıdan da böyledir; varlığa, onun manevi gelişimini mümkün kılmak için, aktarılması gereken öz, ona, inisiyasyon vasıtasıyla, tamamen tohumunkine benzeyen "örtülü" ve bilkuvve bir halde, iletilen etkidir. Bu fırsattan aynı zamanda, bazı örneklerini ortaya koymuş olduğumuz, son zamanlardaki bir yanlış değerlendirmeye de değinmek için yararlanacağız bazıları, inisiyatik bir örgenleşmeye bağlanmanın sadece "inisiyasyona doğru" atılmış bir tür ilk adım olduğunu zannediyorlar. Bu, ancak gerçekten bir fiili inisiyasyon söz konusu olduğunda doğrudur; oysa, bizim söz konusu ettiğimiz kişiler bilkuvve inisiyasyon ile fiili inisiyasyon arasında hiçbir ayrım yapmıyorlar, ve belki de, çok büyük ve hatta temel bir öneme sahip olduğunu söyleyebileceğimiz, böyle bir ayrımın var olduğundan bile haberleri yok; ayrıca, anlam karışıklıkları yaratmaya çok müsait olan, "büyük inisiye"lere ilişkin okültist ve teosofist kökenli bazı kavrayışlardan az ya da çok etkilenmiş olmaları çok mümkündür. Her halükârda bu kişiler inisiyasyon sözcüğünün "giriş" ve "başlangıç" anlamlarına gelen "initium" sözcüğünden türetilmiş olduğunu unutuyorlar; bu, kat edilecek olan, bir yola giriştir, ya da, olağan insanın dar sınırlı yaşamınınkinden farklı olan bir düzeydeki imkânların geliştirileceği yeni bir varoluşun başlangıcıdır; ve inisiyasyon, en dar ve en kesin anlamında, gerçekte, tohum filizi halindeki, mânevi etkinin iletilmesinden, yani, başka deyişle, inisiyatik bağlanmanın oluşturulmasından başka şey değildir. Shamanic Rite - Peter F Christiansen Yine inisiyatik bağlanmayla ilişkili olan bir diğer konu da son zamanlarda gündeme getirildi; bu konunun şümulünün tam olarak anlaşılması için, bunun inisiyasyonun normal ve olağan olmayan yollardan elde edildiği durumlar ile ilişkili olduğunu hemen belirtmek gerekiyor. Böyle durumların istisna olmaktan öteye hiçbir zaman geçmediklerinin ve ancak bazı koşullar normal iletimi imkânsız kıldıklarında, bu iletim eksikliğini belirli bir ölçüde gidermek için, ortaya çıktıklarının iyi bilinmesi gerekir. Yalnızca, belirli bir ölçüde diyoruz, zira, hem böyle bir şey ancak, olağanın çok üzerinde olan niteliklere sahip olup, kendi özgün imkânlarıyla arayamadıkları manevî etkiyi bir tür kendilerine çekmek için yeterince güçlü esinleri olan kişilikler için söz konusu olabilir hem de kusurlu bir tradisyonel örgenleşme ile sürekli temas sonucu sağlanacak inisiyatik gelişmelerin az ya da çok kısmi ve noksan olmamaları, böyle kişilikler için bile, çok enderdir. Bu konu üzerinde daha fazla durmayacağız, yine de, buna rağmen, bu imkândan sırf söz etmiş olmak bile tehlike yaratmaktan tamamen uzak olmayabilir, zira pek çok kişi kendileri için bu bağlamda bir takım kuruntulara kapılabilir; yaşamlarında biraz olağanüstü olan, ya da aslında olağanüstü olmayıp da onlara öyle gelen, bir şeyin ortaya çıkması, onların o şeyi böyle bir inisiyasyon elde etmekte olduklarının işareti olarak yorumlamaları için yeterli olur. Özellikle, günümüz Batılıları için, sürekli bir bağlanmadan kurtulmayı sağlaması nedeniyle, böyle bir şeyi kabullenmek çok kolay olur; bu nedenle, normal inisiyasyon imkânı ortadan kalkmadıkça, onun dışında herhangi bir inisiyasyonun söz konusu olamayacağını özenle vurgulamak yerinde olur. Bir diğer çok önemli nokta şudur böyle bir durumda bile, aslında, daima bir inisiyatik "zincir"e —hangi vasıta ve tarzlarla olursa olsun— bağlanmak ve bir manevî etkinin iletilmesi söz konusudur ve bu vasıtalar ve tarzlar, kuşkusuz, normal durumlardakilere kıyasla çok farklı olabilirler ve de, örneğin olağan zaman ve mekân koşullarının dışında oluşan bir eylem içerebilirler; ancak, her halükârda, burada kaçınılmaz olarak gerçek bir temas vardır ve bu temasın, kuşkusuz, —yalnızca hayal gücünden kaynaklanan— "görü" ile hiçbir ortak yönü yoktur. Daha önce, başka bir yerde, imâda bulunmuş olduğumuz Jacob Boehm'ninki gibi bazı bilinen örneklerde bu temas —bir kez görülüp, bir daha görülmeyen— gizemli bir Şahsiyete rastlanılmasıyla oluşur. Bu gizemli şahsiyet nasıl biri olursa olsun, burada sadece, herkesin istediği gibi yorumlayabileceği, muğlak ve pek anlaşılmaz bir "işaret" değil, fakat tamamen "müspet" bir olgu söz konusudur. Şu var ki, bu tarzda inisiye olan kişi, kendisine sunulmuş olanın ve böylece bağlanmış olduğu şeyin gerçek doğası konusunda açık bir bilince sahip olmayabilir ve —onu bu konuda azıcık dahi bilgi sahibi kılabilecek bir "eğitim"i olmadığından dolayı— haliyle bu konuda hiçbir açıklama dahi yapamayacak durumda olabiliriz. Hatta, gerek kendisinin, gerekse içinde yaşadığı çevrenin, ne inisiyasyon sözcüğünden ne de öyle bir olgunun varlığından haberleri bile olmayabilir. Fakat, bunların, temelde fazla önemi yoktur ve bu durum, inisiyasyonun gerçekliğini hiç etkilemez. Ancak bu tarz inisiyasyonun normal inisiyasyona kıyasla bazı kaçınılmaz dezavantajları vardır Bunu belirttikten sonra, anımsatmış olduğumuz soruya gelebiliriz, zira bu birkaç vurgulama bu konuda daha kolayca yanıt sunabilmemizi olası kılacaktır. Bu soru şuydu inisiyatik nitelikte içeriği olan bazı kitaplar, bir tradisyonel "zincir" ile hiçbir doğrudan temas söz konusu olmaksızın, sadece okunmalarıyla, özellikle nitelikli olan ve o kitapları gerektiği gibi inceleyen kişilere, sözünü etmiş olduklarımız türünden bir inisiyasyon sağlayabilecek olan, bir manevi etkinin iletilmesinde vasıta olabilirler mi? "Kitaplarla bir inisiyasyonun elde edilmesinin olanaksızlığı" yeterince açıkladığımızı zannetmekte olduğumuz bir husustur, ve ne türden olurlarsa olsunlar sadece kitap okumanın, kimi kez olağan inisiyasyon vasıtalarının yerini alan, şu istisnai vasıtalardan birini oluşturabileceğinin düşünülebileceği hususunun hiç aklımıza gelmemiş olduğunu itiraf etmemiz gerekiyor. Kaldı ki, inisiyatik bir etkinin tam anlamıyla iletilmesinin söz konusu olduğu, özel ve belirli durum bir yâna, böyle bir şey, sözlü iletişimin gerçek tradisyonel eğitimin, her yerde ve her zaman, gerekli bir koşulu olarak kabul edilmesi olgusuna açıkça aykırı olurdu. Öyle ki, bu tradisyonel eğitim yazılı olarak yapıldığında bile, sözlü iletişimden asla vazgeçilemez, zira bu iletişimin gerçekten geçerli olabilmesi bir tür "canlısal" vital öğenin iletilmesini gerektirmektedir, oysa kitaplar böyle bir iletişimi sağlayamazlar. Fakat, belki de en çok şaşırtıcı olan, sorunun, tam da, hiçbir yanlış anla-, taya yol açmamak için, "kitabî" incelemeye ilişkin olarak —inisiyatik tertipte içeriği olan kitapların durumunu da özellikle belirterek—yeterince açıklama sunmuş olduğumuzu zannettiğimiz bir bölüm ile bağlantılı olarak sorulmuş olmasıdır; dolayısıyla, tekrar bu konuya dönüp, söylemek istediğimizi biraz daha tam olarak geliştirerek sunmak yararlı olacak gibi görünmektedir. Açıktır ki, bir kitabı okumanın pek çok farklı tarzları vardır ve bu farklı tarzda okumalardan elde edilecek sonuçlar da aynı şekilde çok farklı olurlar örneğin, bir tradisyonun kutsal Metinleri söz konusu ise, sözcüğün tam anlamıyla din-dışi olan bir kişi, ya da modern "eleştiri", bunlarda sadece bir "edebiyat" bulacaktır ve —en zahirî anlamda bile olsa, en ufak bir gerçek kavrayış edinmeden zira, okumuş olduğunun bir hakikati ifade edip etmediğini bilmediği gibi, böyle bir soruyu kendi' kendine sormaz dahi— bu okuduklarından tümüyle kelimelerde kalan bir bilgi edinecektir; ve bu, en dar anlamda "kitabî" diye nitelendirilebilecek olan bilgi türüdür. Oysa, tradisyona bağlanmış olan kişi, bunun sadece zahirî anlamını bilse dahi ve her ne kadar anlayışı henüz hâlâ "kelâm" düzeyiyle sınırlanmış durumda ise de, bu Metinlerde tümüyle başka şeyler görecektir ve onlarda bulacağının onun için —sadece derin bilgi ile kıyaslanamayacak denli— büyük bir değeri olacaktır; bu en aşağı derece için, yani öğretisel hakikatleri anlayamayıp, bu Metinlerde sadece —onun, hiç değilse, tradisyona kendi olanakları ölçüsünde katılmasını sağlayacak olan— bir davranış biçimi bilgisini arayan bir kişinin durumunda bile böyledir. Örneğin; ilahiyatçının yaptığı gibi, öğretinin zâhiriliğini tam olarak özümsemeyi amaçlayan kişinin durumu ise, kuşkusuz, öncekinden çok daha yüksek bir düzeydedir. Ancak, yine de hep kelâmî anlam söz konusudur ve diğer, daha derin, anlamların yani, sonuç olarak, bâtını anlamlarının var olup olmadıklarından bir kuşku bile duyulmayabilir. Tersine, bâtınî olana ilişkin biraz kuramsal bilgisi olan ise, bazı yorumların yardımıyla ya da başka biçimde, kutsal Metinlerde içerilen anlam zenginliğini sezinlemeye ve ardından da "kelâm"ın ardında saklı olan "ruh"u ayırdetmeye başlayabilir; dolayısıyla, onun kavrayışı egzoteristlerin en bilgin ve en yetkin olandan çok daha derin ve yüksek düzeydedir. Dolayısıyla, bu Metinlerin incelenimi, normalde, her tahakkuktan önce yapılması gereken öğretisel hazırlığın önemli bir aşamasını oluşturabilir. Fakat, bu arada, böyle bir çalışmaya girişen kişi şayet başka yerden hiçbir inisiyasyon almazsa, hep —böyle bir kitabî incelemenin, ondan ne denli yararlanılsa da, ' aşılmasına tek başına, haliyle, hiçbir yardımının olamayacağı— kuramsal bilgi düzeyinde kalır. Kutsal Metinler değil de, özgün inisiyatik nitelikte olan —Şankaraşarya, ya da Muhittin-i Arâbî'ninkiler örneği— bazı metinler söz konusu olduğunda ise bir nokta hariç olarak, yine hemen hemen tümüyle aynı şeyleri söyleyebiliriz Dolayısıyla, bunları okumanın bir doğu uzmanına sağlayacağı tüm yarar, falanca yazarın ki, o şahsiyet onun için gerçekten sadece bir "yazar"dan başka hiçbir şey değildir falanca şeyleri söylemiş olduğunu bilmektir. Yine, şayet bunları, basit bir hafıza çabasıyla metin olarak aynen tekrar aklanmakla yetinmeyip tercüme etmeye kalkarsa, çok büyük bir olasılıkla, bozar, zira bunların gerçek anlamını hiçbir derecede özümsemiş değildir. Daha önce söylediklerimizden tek farklılık olarak, burada, artık zâhirîlik söz konusu değildir, zira bu yazılar yanhzca bâtınî olan ile ilişkilidirler ve böyle olmakla da, onun uzmanlık alanının tümüyle dışındadırlar. Bunları gerçekten anla-yabilmişse, zâhirîlik ile bâtınîliği birbirinden ayıran sınırı aşmış demektir ve o zaman da aslında, kuramsal bâtınîlik ile karşıkarşıyayızdır, ki, daha önce söylemiş olduklarımızı—hiçbir değişiklik yapmadan— bu durum için de yineleyebiliriz. Şimdi sıra son, ancak bakış açımız için aynı derecede önemli olan, bir farklılığı ele almaya geldi bir aynı kitabın, "kuramsal" bâtınîlik durumunda olan ve henüz bir inisiyasyon almamış olduğunu farz ettiğimiz biri tarafından okunması ile, —tersine— bir inisiyatik bağlılığa sahip olan biri tarafından okunması arasındaki farklılıktan söz etmek istiyoruz, inisiyatik bağlanma içinde olan kişi de, doğal olarak, bu kitapta diğerinin gördükleriyle aynı tertipten şeyler görecektir, fakat onları muhtemelen daha tam olarak görecektir ve özellikle, onlar ona bir tür farklı bir ışık sunacaklar. O kişi, sadece bilkuvve bir inisiyasyon durumunda bile olsa bu yine böyle olacaktır. O kişi kendisinde tamamlanmamış olarak bulunan bir öğretisel birikimi ancak belirli bir derecede daha derinleştirmiş olacaktır. Fakat, tahakkuk aşamasına ulaşmış olan biri için durum tamamen değişiktir. O kişi için, kitabın içeriği sadece —törensel denilebilecek bir anlamda ve içsel çalışmada kullanılan çeşitli tertipten simgeler bağlamında— bir tefekkür vasıtası oluşturmaz. Kaçınılmaz olarak, doğaları itibarıyla, simgesel olan tradisyonel metinlerin böyle değişik bir rol oynamalarında, kuşkusuz, anlaşılmayacak bir şey yoktur. inisiyatik bağlanma durumunda olan kişi için "kelâm" yitip gider ve -gerçekten- o kişi için sadece, "kelâmın ötesinde olan "ruh" söz konusu olur ve böylece ona —bir mantra yada bir yantra üzerinde yoğunlaşarak zikir yaptığı sırada olduğu gibi— sadece kuramsal bir kavrayış için geçerli olabilecek olanlardan tamamen farklı olanaklar sağlanabilir. Fakat, bunun böyle olması, tekrar belirtelim ki, sadece o kişinin almış olduğu ve—o olmadan bir kişinin, ne tür niteliklere sahip olursa olsun, böyle şeyleri en ufak bir ölçüde bile tahakkuk ettirmek olanağına sahip olamayacağı— gerekli koşulu oluşturan inisiyasyon sayesindedir, bu da, sonuçta, tamamen, her fiilî inisiyasyon, bil-kuvve inisiyasyonu zorunlu olarak gerektirir demektir. Şunu da ekleyelim ki, inisiyatik türden bir metin üzerinde zikire dalan bir kişi, bu şekilde, o metinin yazarından kaynaklanan bir etki ile gerçekten temas haline girerse —ki, böyle bir durum, gerçekte, şayet bu metin tradisyo-nel tarzdan kaynaklanıyorsa ve özellikle o kişinin kendisinin dahil olduğu özel "zincir"ile ilişkiliyse olasıdır— bir inisiyatik bağlanmadan çok uzak bir durum olmakla birlikte, bu durum da asla o kişinin birikiminin bir sonucundan başka bir şey değildir. Böylece, konuya nasıl bakılırsa bakılsın, kitaplar vasıtasıyla bir inisiyasyon elde etmek kesinlikle hiçbir biçimde söz konusu olamaz, ancak, bazı koşullarda kitap kuşkusuz, tamamen başka bir şeydir. Bu kez konu üzerinde, hiçbir yanlış anlamaya yer bırakmayacak ve kitaplarda, istisnai olarak dahi, inisiyatik bağlanma gerekliliğinden muaf tutabilecek bir şeyin bulunabileceği düşüncesine kapılmamayı sağlayabilecek denli yeterince durmuş olduğumuzu umarız. GURU VE UPAGURU Guru'nun ya da "Manevi Üstadın Mürşid'in inisiyatik rolünden çok söz edilir kuşkusuz bunun böyle olması, bundan söz edenler bu konuyu her zaman tam olarak anlıyorlar demek değildir. Ancak, buna karşın, genel olarak sessizlikle geçiştirilen bir başka husus vardır bu, Hindu tradisyonunda upaguru olarak adlandırılanın inisiyasyondaki rolüdür. Upaguru adı ile, nasıl olurlarsa olsunlar, herhangi bir kişi için rastlanılmaları halinde belirli bir manevî tekâmül vesilesi ya da bu yönde bir hareket noktası oluşturan tüm varlıklar ifade edilir. Genel olarak, bu varlığın kendisinin oynamış olduğu bu rolün bilincinde olması hiçbir biçimde gerekli değildir. Her ne kadar burada bir "varlık"tan söz ediyorsak da, tamamen aynı şekilde bu bağlamda, aynı etkiyi yaratan bir nesneden ya da hatta aynı etkiyi yaralan herhangi bir durumdan da söz edebilirdik. Bu, sonuçta —daha önce sık sık belirtmiş olduğumuz üzere— herhangi bir şey, duruma göre, bu açıdan bir "vesile" oluşturabilir demektir. Bunun upaguru1-nun sözcüğün tam anlamında bir "neden" olmadığı ve aslında gerçek "neden"in bu etkiye maruz kalan kişinin doğasında bulunduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır. Zira o kişide böyle bir etki uyandıran şey başka bir kişide hiç de böyle bir etki yaratmayabilmektedir. îşlevlerinin böyle olması nedeniyle, bir ve aynı manevî tekâmül süreci içinde doğal olarak pek çok upaguru'nun varlığının söz konusu olduğunu da ekleyelim. Zira upaguru'ların her biri ancak geçici bir role sahiptir ve sadece belirli bir süre boyunca etkin olabilir ve ondan sonra artık onunla karşılaşıldığında o ancak —her an karşılaştığımız ve az çok kayıtsızlıkla karşıladığımız— tüm diğer şeyler kadar önem taşır. Upaguru terimi, temelde, gerçek Guru'nun yardımcısı gibi kabul edilebilecek olup Guru'ya kıyasla ancak ikincil ve bağımlı bir rolü olanı ifade ediyor. Aslında, gerçek Guru'nun müritlerinin tekâmülüne yarayışlı olan tüm durumları —müritlerinin her birinin yetenek ve eğilimlerine uygun bir biçimde— değerlendirmeyi bilmesi gerekir. Hatta, şayet gerçekten tam anlamıyla bir manevî Üstat Mürşit ise, kimi kez —gerektiğinde— böyle durumları kendisi de tezahür ettirebilir. Dolayısıyla, bir varlık tarafından kendi etkinliğini oluşturmak ya da güçlendirmek için kullanılan araçların ve çeşitli imkanların o varlığın uzantıları olmaları gibi, bunların da sadece Guru'nun bir tür "uzantıları" oldukları söylenilebilir. Açıktır ki, bunun böyle olması Guru'nun kendi özgün rolünün azalmasına hiç yol açmaz, tersine, onun daha tam ve —olağan durumların sınırsız çeşitliliğinin bu durumlardan bireysel doğalara uygun düşen birkaçının bulunmasını daima mümkün kılmasıyla— her müridinin doğasına daha uygun düşen bir uygulama yapabilmesini sağlar. Bu söylemiş olduğumuz "normal" denilebilecek olan ya da en azından inisiyatik süreç açısından "normal" olması gereken, yani bir beşerî Guru'nun fiilî varlığım gerektiren durumlarla ilişkilidir. Bunun dışındaki az ya da çok istisnai durumlarda söz konusu olan bir başka tarz ile ilişkili değerlendirmelere geçmeden önce bir başka vurgulama daha yapmak uygun düşüyor. Özgün anlamında inisiyasyon bir manevi Üstad Mürşid olmak için gerekli olan niteliklere sahip olmayan ve bu nedenle yalnızca —yapmakta olduğu işlem ile bağıntılı olan etkiyi— "nakledici" olarak hareket eden biri tarafından oluşturulmuşsa, söz konusu inisiyatör tamamen özel bir önem taşıyan ve tarzında bir tür "tek" olan bir upagtıru olarak da kabul edilebilir. Zira, "ikinci doğuş"u gerçekten belirleyen husus o inisiyatörün işin içine girmesidir. Inisiyasyonun sadece bilkuvve olarak kalması gerekse bile bu böyledir. Bu durum aynı zamanda upaguru'nun rolünün, en azından belirli bir derecede, bilincinde olmasının gerektiği tek durumdur da. "En azından belirli bir derecede" diyoruz, zira az ya da çok dejenere olmuş ya da zayıflamış inisiyatik örgenleşmeler söz konusu olduğunda inisiyatör naklettiği şeyin gerçek doğasından habersiz olabiliyor ve hatta törenlerde mündemiç olan etkinlik hakkında hiçbir fikri bile bulunmayabiliyor. Oysa ki, bu durum, başka vesilelerle açıklamış olduğumuz üzere, bunların —usulüne uygun olarak yapıldıklarında— geçerli olmalarını hiçbir biçimde engellemez. Yalnız, tabiî ki, bir Guru'nun bulunmaması nedeniyle, böyle elde edilmiş olan inisiyasyonun —belki başka bir sefer sözünü edebileceğimiz bazı istisnai durumların dışında— hiçbir zaman fiilî hâle geçememesi riski fazladır. Şimdilik bu hususta' tüm söyleyeceğimiz —burada kuramsal olarak mutlak bir imkânsızlık söz konusu olmasa bile— fiilî hâle geçişe aslında hemen hemen olağan-dışı imkanlarla elde edilen inisiyatik bağlanma kadar ender rastlanıldığıdır. Öyle ki, sonuçta, söz konusu olan en yaygın kapsamlı uygulama olduğunda bunu dikkate almakta yarar yoktur. Bunu belirttikten sonra, upaguru'nun —sunmuş olduğumuzdan daha derin bir anlamını belirtmek üzere— genel değerlendirmesine dönelim. Beşeri Gürü temelde gerçek "içsel Guru"nun dışsallaşmış ve adeta "maddeselleşmiş" temsilinden başka bir şey değildir ve gerekliliği inisiyenin, belirli bir manevi tekamül derecesine ulaşmamış olduğu sürece, "içsel Gürü" ile bilinçli olarak doğrudan temas kuramamasından kaynaklanır. Beşeri bir Gürü bulunsun ya da bulunmasın, içsel Gürü, her durumda, daima vardır ya da, hazır bulunur -ÇN.. Zira o "kendilik" Soi ile "bir"dir ve, kısaca belirtilecek olursa, inisiyatik gerçeklikleri tam olarak kavramak isteniliyorsa bu bakış açısında bulunmak gerekir. Bu açıdan bakıldığında az önce sözünü etmiş olduğumuz türden istisnalar artık yoktur. Sadece "içsel Guru"nun etkinliğinin söz konusu olduğu çeşitli tarzlar vardır. Upaguru'lar da beşerî Gürü gibi —fakat daha düşük bir derecede ve, deyim yerindeyse, daha "kısmi" olarak— "içsel Guru"nun tezahürleridirler. Dolayısıyla, onlar, deyim yerindeyse, onun —henüz kendisiyle doğrudan iletişim oluşturamayan varlık ile mümkün olduğu ölçüde iletişim oluşturabilmek için— büründüğü görünümlerdir. Söz konusu varlık o durumdadır ki, onunla iletişim ancak dışsal vasıtalarla Tutulabilmektedir. Bu durum, örneğin, müstakbel Buda'nın art arda rastlamış olduğu yaşlının, hastanın, kadavranın ve keşişin onu Aydınlanma'ya illumination yöneltmek isteyen Deva'ların büründükleri şekiller oldukları rivayetinin de anlaşılmasını mümkün kılmaktadır. Bu Deva'larm kendileri de burada "içsel Guru"nun görünümleridirler. Fakat, burada bunların illa da sadece "görüntü"ler olduklarını düşünmemek gerekir. Ancak, kuşkusuz, bazı durumlarda bu da mümkündür. Bir upaguru rolünü oynayan varlığın bireysel gerçekliği bu durumdan hiç etkilenmez ya da herhangi bir tahribata uğramaz. Onun geçici olarak "vasıta "lığını yaptığı yüksek düzeydeki gerçeklik karşısında bir tür silinmesi yalnızca —onun bilinçli ya da çoğu kez bilinçsiz olarak taşıyıcısı haline gelmiş olduğu— "mesaj"in özellikle yönelik olduğu kişi için ya da, o kişi açısından; söz konusudur. Hiçbir yanlış anlamaya yol açmamak için, son olarak belirtmiş olduğumuz hususa, "içsel Guru"nun tezahürlerinin sadece "sübjektif" öznel bir şey oluşturdukları şeklinde yorumlamaktan çok kaçınmak gerektiğini ekleyeceğiz. Biz bunu hiç de bu şekilde anlamıyoruz, ve, bizim bakış açımıza göre, "sübjektiflik" öznellik en boş ya da, temelsiz yanılgılardan biridir. Sözünü etmekte olduğumuz yüksek gerçeklik "psikolojik" alanın çok üzerindedir ve "sübjektif" o yüksek düzeyde artık gerçekten hiçbir anlam ifade etmez. Hatta kimileri bunun üzerinde durmayı gerektirmeyecek denli çok açık bir şey olduğunu bile düşüneceklerdir. Fakat, biz çağdaşlarımızın çoğunun zihniyetini bize böyle belirlemelerin gereksiz olmadıklarını düşündürecek denli iyi bilmekteyiz. "Manevi Üstat" Mürşid söz konusu olduğunda işi bunu "Bilincin Yöneticisi" Directeur de conscience olarak yorumlamaya dek vardıran kişiler görmedik mi? GERÇEK VE SAHTE MÂNEVİ EĞİTİCİLER Bir inisiyatik organizasyona tamamen bağlanmak olan ve bir mânevi etkinin iletilmesini gerektiren tam anlamıyla inisiyasyon ile önceleri sadece bilkuvve olarak var olan bir inisiyasyonu fiilî hâle geçirmek için, sonradan kullanılacak olan imkânlar doğal olarak, her durumda, zorunlu önsel bağlanmayla bağıntılı olan bir etkinliğe sahip olan imkânlar arasında yapılması gereken ayrımın sık sık üzerinde durduk. Varlığın manevi gelişimini oluşturacak olan "içsel çalışma"ya dışarıdan yapılmış birer yardım olan ve, tabî ki, hiçbir zaman bir içsel çalışmanın yerini tutmayan bu imkânlar bütünlüklerinde, -en geniş anlamında alınıp ve öğretisel düzeydeki bazı verilerle sınırlandırılmayıp, yaptığı çalışmada hangi derecede olursa olsun bit manevi tahakkuka ulaşmasında inisiyeye rehberlik edecek nitelikte olan her şey onun bağlamına dahil edilerek- "inisiyatik eğitim" deyimiyle ifade edilebilirler. Özellikle çağımızda en zor olan, kuşkusuz, bir inisiyatik bağlanma elde etmek değildir. Fakat nitelikli, yani -onların dışında hareket ettiğinde en yetkin Üstadın bile hiçbir fiilî sonuç alamayacağının belli bir şey olduğu- kendi özel yeteneklerine uygun olan tüm imkânları kullanarak, manevi rehber işlevini gerçekten yerine getirebilecek olan bir eğitici bulmaktır. Böyle bir eğitici bulunmadığında, daha önce açıklamış olduğumuz gibi, inisiyasyon -uygun tören ya da, ibadet ile manevi etki gerçekten nakledilmiş olduğunda kuşkusuz geçerli olmakla birlikte, çok ender istisnaların dışında hep sadece bilkuvve olarak kalır. Güçlüğü daha da artıran, bu rolü oynamak için gerekli hiçbir niteliğe sahip olmayıp da, manevi rehber olmak iddiasında olanların sayısının hiçbir zaman günümüzde olduğu kadar fazla olmamış olmasıdır. Bunun yol açtığı tehlike bu kişilerin çok güçlü ve az ya da çok anormal bir psişik yapıya sahip olmaları -ki, kuşkusuz bu durum manevi gelişme açısından hiçbir şey kanıtlamaz ve hatta daha çok olumsuz bir göstergedir- oranında daha fazladır. Bu hususta gerekli ayrımları yapmak için yeterli bilgiye sahip olmayanları bu konuda uyarmak gerekir. Dolayısıyla, ancak kendilerine meyil gösterecek olanları -ve bunun sonucunda sadece zaman yitirmekle kalırlarsa kendilerini mutlu saymaları gereken kişileri- yanlış yola saptırabilen bu sahte eğiticilere karşı elden geldiğince temkinli olmak gerekir, ister zamanımızda pek çok rastlanıldığı üzere basit aldatıcı üfürükçüler olsunlar, ister kendilerinde bu tür yetenek olduğuna kendileri de inanmış olsunlar, sonuçta bunların bir şey ifade etmeyeceği açıktır. Hatta, bir anlamda, az ya da çok samimi olanları zira bu hususta birtakım dereceler söz konusudur bu bilinçsizlikleri nedeniyle, daha da tehlikelidirler. Çağdaşlarımızda maalesef çok yaygın olarak görülen ve defalarca değinmiş olduğumuz bir husus olan psişik olan ile manevi olanın birbirine karıştırılmasının en kötü yanılgılara yol açabildiğini eklemeye gerek bile yoktur. Buna sözde "güç"ler ve, az ya da çok olağanüstü "olay"ların cazibesi eklendiğinde, ki bunlar hemen hemen daima eklenir, bazı sahte eğiticilerin başarılı olmalarının nedeni anlaşılır. Ancak, bunların, hepsinin değilse bile çoğunun kolayca tanınmasını sağlayan bir nitelikleri vardır ve bu, sonuçta, inisiyasyona ilişkin olarak değişmez biçimde hep söylemiş olduklarımızdan doğrudan doğruya ve kaçınılmaz biçimde çıkan bir şey olmakla birlikte, az ya da çok kuşkulu olan çeşitli kişiler hakkında bize son zamanlarda yöneltilmiş olan sorular nedeniyle bunu daha bir belirginlikle yine açıklamanın yararsız olmayacağı kanaatindeyiz. Belirli bir tradisyonel tarza bağlı olmadan ya da bu tarzların oluşturdukları kurallara uymadan, kendini bir manevi eğitici gibi gösteren kişi, kendine atfetmiş olduğu niteliğe gerçekten sahip olamaz. O, duruma göre âdi bir düzmeci ya da inisiyasyonun gerçek niteliklerini bilmeyen bir "gafil" olabilir ve birinciden çok bu ikinci durumda çoğu kez, kesinlikle, o kişi belki de kendisinin bile bilmediği bir şeye hizmet etmektedir. Etkinliğin bir ilk koşulu olarak, düzenli bir organizasyona bağlı olmak gerekliliğini bir yana bırakarak, herkese ve hatta inanmayanlara bile inisiyatik nitelikte bir eğitim verdiğini öne süren ki, bu durum öncekiyle biraz benzeşir ya da tradisyonel olarak bilinen inisiyasyonlardan herhangi birine uymayan yöntemlerle etkinlikte bulunan herkes için bunun böyle olduğunu söyleyeceğiz. Bu birkaç hususa dikkat edilip ciddi olarak üzerlerinde durulursa, "sahte inisiyasyon" yaratıcılarının maskeleri —bunlar hangi şekle bürünmüş olurlarsa olsunlar— hemen düşer. Bir de, gerçek olmakla birlikte, sapmış ve tradisyonel hak mezheplere uygunluğunu yitirmiş olan inisiyasyonların temsilcilerinden gelebilecek tehlikeler söz konusudur. Fakat, kuşkusuz bu, en azından batı aleminde çok daha az rastlanan bir durumdur. Dolayısıyla, bu koşullarda bununla uğraşmak çok daha az acil olan bir konudur. Kaldı ki, en azından, böyle inisiyasyonlara bağlı olan "eğitici"lerin genelde sözünü etmiş olduklarımızla ortak bir yönleri olarak, her fırsatta ve hiçbir geçerli neden bulunmadan zira, onları olağan bir amaçlarını oluşturan, öğrencilerini bu yolla cezp etmeyi ya da elde tutmayı geçerli bir neden olarak kabul edemeyiz psişik "iktidar"larını ortaya koymak ve bu düzeyden yetilerin aşırı ve az ya da çok düzensiz biçimde geliştirilmelerine ağırlık vermek —ki, bu durum tüm gerçek manevi gelişimlerin her zaman aleyhinedir— alışkanlıklarının olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan, gerçek manevi eğiticilere gelince, bunlar ile sahte eğiticilerin arasındaki belirtmiş olduğumuz hususlara ilişkin farklılık, bunların tam olmasa da zira, bu sözünü etmiş olduğumuz koşullar gerekli olmakla birlikte yeterli olmayabilirler büyük ölçüde kesinlikle ayrımlanabilmelerinde yardımcı olur. Ancak, burada yine bazı yanlış fikirleri yok etmek için bir vurgulama daha yapmak uygun düşer. Çoğunun zannettiğinin tersine, bir kişinin bu rolü belirli sınırlar içinde yerine getirmeye elverişli olması için, o kişinin kendisinin de tam bir manevi gelişmeye ulaşmış olması her zaman gerekli değildir. Aslında, açıktır ki, bir öğrenciye, onun inisiyatik kariyerinin ilk aşamalarında, geçerli bir biçimde rehberlik edebilmek için bundan daha azı da yeterlidir. Tabiî ki, bu öğrenci, onun artık rehberlik edemeyeceği bir noktaya ulaştığında, eğitici onun için artık hiçbir şey yapamayacağını söylemekte ve onu -çalışmasını en uygun koşullarda sürdürebilmesi için- mümkünse kendi Üstadına ya da tanıdığı kendinden yetkin olan başka bir eğiticiye göndermekte tereddüt etmez. Durum böyle olduğunda, sonuçta, öğrencinin ilk eğiticisinin manevi düzeyini aşmasında anormal olan hiçbir şey yoktur. Zaten o kişi şayet gerçekten olması gerektiği gibi biri ise, öğrencisinin bu düzeye ulaşmasına katkıda bulunmuş olmaktan ancak onur duyabilir. Aslında, kişisel kıskançlıklar ve rekabetlerin gerçek inisiyasyon alanında hiçbir yeri yoktur, oysa sahte eğiticiler söz konusu olduğunda böyle durumlara hemen hemen daima rastlanılır. Sadece gerçek mânevi Üstatların değil, inisiyasyonun ne olduğu konusunda biraz bilgiye sahip olan herkesin de teşhir etmeleri ve mücadele etmeleri gerekenler böyle kişilerdir. DOĞUŞTAN BİLGELİK VE SONRADAN ELDE EDİLEN BİLGELİK Konfüçyüs iki tür bilgenin var olduğunu öğretiyordu doğuştan bilge olanlar ve, Konfüçyüs örneği, sonradan kendi çalışmalarıyla bilge olanlar. Burada, Konfiçyüsçü hiyerarşinin en yüksek derecesini oluşturan "bilge"nin chong aynı zamanda daha önce başka yerde açıklamış olduğumuz üzere, zahirî ve bâtını alanların birleştikleri bir jûr sınır-nokta'da bulunması nedeniyle, Taocu hiyerarşinin ilk basamağını oluşturduğunu hatırlamak gerekir. Bu koşullarda, Konfüçyüs'ün “doğuştan bilge"den söz ederken, sadece doğası itibariyle, bir hazırlık ,ya da, çalışma yapmasına gerek kalmadan, inisiyatik hiyerarşiye gerçeklen dahil olmak için gerekli tüm niteliklere sahip olan ve dolayısıyla az ya da çok uzun ve zahmetli çalışmalarla dışsal hiyerarşi derecelerinde yavaş yavaş yükselmeye hiçbir gereksinimi olmayan kişileri mi kastetmek istemiş olup olmadığı sorusu akla gelebilir. Bu, aslında, çok mümkündür ve hatta en gerçeksi vraisemblable yorumu oluşturur. böyle bir durum o denli doğru ya da, gerçek olabilir ki, kendi özgün yetileriyle, deyim yerindeyse, doğrudan—Konfüçyüs'ün bile kendisinin hep içinde olarak kabul ettiği— bu zahirî alanın ötesine geçebilecek varlıklar söz konusu olabilir. Öte yandan, özgün Konfiçyüsçü bakış açısının içerdiği sınırlanmalar aşıldığında doğuştan bilgeliğin —belirtmiş olduğumuzun sadece özel bir durumunu oluşturduğu— daha geniş ve daha derin bir anlam ifade edip etmeyeceği sorusu da akla gelebilir. Böyle bir sorunun söz konusu olabileceği kolayca anlaşılır. Zira, sık sık belirtmek fırsatını bulmuş olduğumuz üzere, her gerçek ya da, doğru bilgi, varlık tarafından ilk ve son olarak edilmiş olan ve hiçbir şeyin hiçbir zaman kaybettiremeyeceği, daimi bir kazanç müktesebat oluşturur. Sonra, bir varoluş halinde belirli bir tahakkuk derecesine ulaşmış olan bir varlık başka bir hale geçtiğinde, kaçınılmaz olarak, bu şekilde elde etmiş olduğu —ve, dolayısıyla, bu yeni hâlde "doğuştan" gelmeymiş gibi belirecek olan— bilgiyi de kendisiyle birlikte o yeni hâle götürmek durumundadır. Tabiî ki, burada eksik kalmış olan bir tahakkuk söz konusudur. Zira, aksi takdirde, başka ya da, yeni bir hâle geçmek anlamsız olurdu. Bizi burada esas ilgilendiren durum olan beşerî hâle geçmiş olan varlık durumunda ise, bu tahakkuk ya da, tekâmül henüz bireysel varoluş koşullarını aşamamıştır. Fakat, bu tahakkuk en basit ilkel derecelerden, beşerî halde, bu halin kemâl durumuna tekabül edene en yakın olan noktaya dek uzanabilir. Hatta, beşer olarak doğan tüm varlıkların bu sonuncu durumda olmalarının gerektiği bile öne sürülebilir. Zira bu bireysel tekâmül düzeyine doğal ve kendiliğinden spontane sahiptirler. Bu durum onların beşeri halde doğmadan önce böyle bir düzeye ulaşmak noktasına gelmiş olduklarını gösterir. Dolayısıyla, onlar gerçekten de doğuştan bilgedirler ve bu sadece Konfüçyüs'ün kendi bakış açısından onu anlayabileceği kısıtlı biçimde değil, fakat bu deyime verilebilecek olan tüm anlam genişliği için de böyledir. Daha uzağa gitmeden önce, burada beşerî hâlin dışındaki varoluş hallerindeyken elde edilmiş olanların söz konusu olduğunu vurgulamak yerinde olur. Dolayısıyla bunun herhangi bir "reenkarnasyoncu" kavrayış ile hiçbir ilişkisi yoktur ve olamaz. Kaldı ki, bu, her durumda, ona ters düşen metafizik düzeydeki nedenler bir yana, ilk insanlar durumunda da açıkça saçmadır. Bu da bu konunun üzerinde daha fazla durmanın yararsız olması için yeterlidir. Belki de, daha önemle vurgulanması gereken kolaycı bir yanlış anlamaya yol açabilecek olması nedeniyle, beşerî hâlden söz ettiğimizde, bu öncelik anteriorite, beşerî halde söz konusu olan geçici fânî süreklilik ile, gerçekten ve harfi harfine, az ya da çok özdeşleştirilebilecek olan bir sürekliliği içerir olarak değil de, sadece çeşitli hallerin bir nedensel zinciri enimi olarak anlamak gerektiğidir. Aslını söylemek gerekirse, bunlar böyle tamamen simgesel bir biçimde, birbirini izleyen haller olarak ifade edilemezler. Fakat, anlaşılacağı üzere, dünyamızın koşullarına uygun olan böyle bir simgeciliğe başvurulmadığında, bu konuları beşerî dil ile anlaşılabilecek biçimde ifade edebilmek tamamen imkânsız olur. Bu husus belirtildikten sonra, yine konumuza dönelim Bir varlığın beşerî hâlde doğmadan önce belirli bir tahakkuk düzeyine ulaşmış olduğundan söz edilebilir. Konunun bu tarzda ifade edilişinin —ne denli yetersiz olsa da— hiçbir uygunsuzluk içermemesi için, bunu hangi anlamda kavramak gerektiğini bilmek yeterlidir. Bu şekildedir ki, böyle bir varlık, beşeri dünyadaki bu tahakkuk için gerekli olan tekâmül derecesine, chong-jen, ya da Konfüçyüsçü bilge, derecesinden tchen-jen ya da "hakiki insan" düzeyine dek gidebilen derecelere doğuştan sahip olacaktır. Ancak, yeryüzünün bugünkü koşullarında, bu doğuştan bilgeliğin ilk baştaki kadim çağlardaki gibi tamamen kendiliğinden tezahür edebileceğini zannetmemek gerekir, zira, ortam kesinlikle dikkate alınması gereken engeller çıkarır. Dolayısıyla, söz konusu olan varlığın bu engelleri aşmak için mevcut olan imkanlara başvurması gerekir, bu demektir ki, o varlık, yanlış olarak zannedildiği gibi, bir inisiyatik zincire bağlanmak zorunluluğundan muaf değildir, böyle bir bağlanma olmadığı takdirde, beşeri hâl içinde bulunmakta olması nedeniyle, sadece, -onun tahakkukunda daha ileriye gitmesine izin vermeyen, bir tür mânevi "uyku"ya dalmışçasına beşeri hale girerken nasıl idiyse öyle kalır. Yine, duruma göre, o varlığın- tedrici bir biçimde geliştirmek gereği söz konusu olmaksızın- chong-jen hâlini, dışsal olarak, tezahür ettirdiği düşünülebilir, zira bu hâlde yine zahiri alanın üst sınırında bulunur; fakat bu sınırın ötesinde olanlara ulaşmak için, kelimenin tam anlamıyla inisiyasyon daima zorunlu ve aynı zamanda böyle bir durumda yeterli olan bir koşul oluşturur. O zaman, bu varlık, görünüşte, alelade beşeri halden yola çıkmış olan inisiyeninkiyle aynı olan derecelerden geçebilir, fakat aslında gerçek tamamen farklı olacaktır, zira, sadece, normalde önce bilkuvve olan inisiyasyon o varlık için hemen fiilî hale gelmekle kalmayacak, fakat aynı zamanda, o varlık bu "derece"leri, deyim yerindeyse, -kuşkusuz, aslında, bunu ifade etmekte olan, eflatuncu "hatırlama ya benzetilebilecek biçimde- onlara daha önceden sahip olmuş gibi, tanıyacaktır". Bu durum, kuramsal bilgi düzeyinde, bazı öğretisel bilgilerin bilincine içsel olarak önceden sahip olan fakat bunları—gerekli deyimleri bilmediğinden dolayı— ifade edemeyen ve bunlar ifade edilir edilmez bunları hemen tanıyan ve bunları özümsemek için hiçbir çalışma yapmasına gerek kalmadan bunların anlamlarına tamamen nüfuz eden birinin durumuyla da kıyaslanabilir. Hatta, inisiyatik törenler ve simgeler ile karşılaştığında, bunlar da ona sanki o bunları, bir tür "zaman-dışı" olarak hep biliyormuş gibi gelebilir, zira, özel biçimlerin ötesinde ve onlardan bağımsız olarak özü oluşturan her şey aslında onun kendisinde bulunmaktadır ve aslında bu bilginin gerçekten hiç bir " zamansal başlangıcı " yoktur. Zira o bilgi, zaman tarafından gerçekten koşullanmış tek hal olan, beşeri hal sürecinin dışında tahakkuk ettirilmiş olan bir kazancın müktesebatın sonucudur. Söylemiş olduğumuzdan çıkan bir diğer sonuç da, inisiyatik yolda ilerlemek için, sözünü etmekte olduğumuz türdeki bir varlığın dışsal ve beşerî bir Guru'nun yardımına ihtiyacı olmadığıdır. Zira hakiki guru olan "içsel Guru" o varlıkta başından beri etkindir. Bu durum tüm geçici müdahaleleri gereksiz kılar ve dışsal Guru'nun rolü de bu tür bir müdahaleden başka şey değildir ve bu, daha önce atıfta bulunmuş olduğumuz istisnai durumdur. Yalnız, iyi anlaşılması zorunlu olan bir şey de şudur ki, bu durum, insanlığın devre'nin iniş sürecinde ilerlemesi ölçüsünde, daha da istisnalaşan bir durumdur. Bu durum ilk bakıştaki hâlin ve onu izlemiş olan hallerin, Kali-Yuga'dan önceki bir son kalıntısı, kaçınılmaz olarak karartılmış olan bir kalıntı olarak görülebilir. Zira doğuştan, "hak olarak", "hakiki insan" niteliğine ya da ufak bir derecede manevi tahakkuk ettiricilik niteliğine sahip olan varlık o niteliğini artık tamamen kendiliğinden ve tüm olağan koşullardan bağımsız olarak geliştiremez. Tabiî ki, o varlık için olağanlıkların etkisi asgariye inmiştir ve zaten, sonuçta söz konusu olan sadece bir insiyatik bağlamadır, ki o varlık, doğasının bir sonucu olan bir "cezbe" ile karşı konulmazcasına yönelerek, bu bağlanmayı her zaman elde edebilir. Fakat, özellikle önüne geçilmeye çalışılması gereken şey, gerek doğal olarak kendilerini inisiyasyonu aramaya yönelmiş hissetmeleri nedeniyle —ki, bu durum, çoğu kez, sadece onların bu yola girmeye hazır olduklarım gösterir. Yoksa onların bu yolu daha önce, başka bir hâldeyken, kısmen katletmiş olduklarını değil—, gerekse, her inisiyasyondan önce kendilerinde bazı —muhtemelen manevi olmaktan çok psişik düzeyden olan— az ya da çok belirsiz "kalınırların ya da "iz"lerin varlığını hissetmeleri nedeniyle, kendi durumlarının da böyle bir durum olduğu zaman çok kolayca kapılabilmeleridir. Manevi, düzeyden olmaktan çok psişik düzeyden olan bu hisler, sonuçta, hiçbir fazla olağan üstülük taşımazlar ve yeterli, insanların geneline kıyasla, biraz daha az olarak sınırlanmış olan ve bu nedenle de, bireyselliğin bedensel tarzına daha az kapatılmış olan enferme —ki, bu durum, o kişilerin inisiyasyon için gereken niteliklere gerçekten kesinkes sahip olduklarını da göstermez— her insanın sahip olabileceği birtakım "önsezi"lerden başka bir şeyi ifade etmezler. Tüm bunlar, kuşkusuz, kişinin kendisinin bir mânevi Üstat olduğunu öne sürmesi ve fiilî inisiyasyona ulaşması ve de bu bağlamda kişisel çabalar göstermekten kendini muaf zannetmesi için hiç de yeterli olan nedenler değildir. Hakikat, şunu belirtmemizi zorunlu kılıyor ki, böyle bir imkân vardır, fakat bu çok küçük bir azınlığa özgüdür. Öyle ki, sonuçta, pratik olarak dikkate alınmayabilir. Gerçekten bu imkâna sahip olanlar, sözünü ettiğimiz duruma daima varacaklardır. Aslında önemli olan tek şey budur. Diğerlerine gelince, onların boş hayalleri, o hayallere inancı da eklemeye ve bunun sonucuna göre davranmaya kapılırlarsa, onları ancak en üzücü ya da sıkıcı düş kırıklıklarına sürükleyebilir. Not Yukarıdaki yazı Rene Guenon’un özgün adı “Initiation et Réalisation Spirituelle” olan ve dilimize “Manevi İlimlere Giriş” adıyla çevrilen kitabından alınmıştır. Dipnotlardaki sıralama yazının bütünlüğüne uygun olarak yeniden oluşturulmuştur. Bilince Erişim Kişisel Gelişim Danışmanlık Firmasının kurucusu ve kişisel gelişimle ilgili birden fazla tekniğin eğitmeni ve uygulayıcısı Canan Bekdik, 13 farkli ana başlık altında sürecek Bilinçlilik Sistemi Accsess Consciousness tanıtım toplantısı düzenliyor. Dilek Ayanoğlu organizasyonuyla 20 Temmuz Çarşamba günü Maya Hotelde düzenlenecek toplantı konuğu Canan Bekdik kendini ve uygulamalarını şu şekilde anlatıyor; “Bilince Erişim Kişisel Gelişim Danışmanlık Firmasının kurucusu ve kişisel gelişimle ilgili birden fazla tekniğin eğitmeni ve uygulayıcısıyım. 14 yıllık bankacılık deneyimim vardır. Bunun 10 yılı Yöneticilikle geçmiştir. Daha sonra birçok eğitimler, araştırmalarla birlikte oldukça fazla sayıda uzmanlık sertifikalarına sahip oldum. 10 yıl süren dergah düzeyinde eğitimler aldım. Benim için esas olan her zaman Farkındalık oldu ve hep ötesini merak ettim. İşte tam olarak bu arzum “Kaynakla Bağlantı” çalışmasını ortaya çıkarmamı sağladı. Hedefim, kendimi değiştirip, hayatımdaki dramları, üzüntüleri değiştirebilme olasılığını artıracak kadar yeterli bilinçte olabileceğim bir alana gelmektir.” “Yaptığım işin ciddiyetinin de farkında olduğumdan kendimi yeterli düzeyde hissedinceye kadar gerekli tüm eğitimleri aldım. Bu eğitimleri şöyle sıralayabiliriz; Access Temel ve Seviye1 – Gary Douglas Temmuz 2014 Senin İçin Doğru Ses – Blossom Benedict – Kopenhag Haziran 2014 Sınıf Kolaylıkla Nasıl Oluşturulur? – Emanuella Sianni Mayıs 2014 Ya seninle İlgili Bir Hata Olmadıysa? – Emanuella Sianni Mayıs 2014 İlişkilerde Kendin Olmak – Dr. Dain Heer Mayıs 2014 Varlığın Sağdeliği – Gary Douglas Tele Seminer Mart 2014 Access Eğitimci Semineri –Gary Douglas & Dr. Dain Heer, Venedik Mart 2014 Masssuma Enerji Seviyesi 7 Aralık 2013 Borçtan Parayla Oynamak- Simonne Milasas Ekim 2013 Access Global Bars POD – Facilitated by Leaders For a Consciousness World Houston/Texas Ekim 2013. Access Beden Sınıfı 3 gün – Kass Thomas. Abant Ekim 2013 Access Hafif mi yoksa Ağır mı ? Kass Thomas- İstanbul Kalamış Ekim 2013 Access Seviye 2&3- Dr. Dain Heer, VENEDİK POD Ağustos 2013 Masssuma Enerji Seviyesi 4, 5, 6 ,BODRUM Ağustos 2013 İleri Beden Semineri – Gary Douglas, ROMA Haziran 2013 Access Temel & Seviye 1 -Gary Douglas ,ROMA/POD TÜRKİYE Mayıs 2013 Access Eğitimci Semineri –Gary Douglas & Dr. Dain Heer, ROMA Mart2013 Access Seviye 2&3 -Dr. Dain Heer ,ISTANBUL Ekim 2012 Masssuma Enerji Seviyesi 3 ,İSTANBUL Ağustos 2012 Masssuma Enerji Seviyesi 2 ,İSTANBUL Mayıs 2012 Seçimin Krallığı -Gary Douglas 7 Günlük etkinlik , YENİ ZELANDA Nisan 2012 Access İleri Beden Semineri – Gary Douglas ,TORİNO Mart 2012 Access Eğitimci Semineri -Gary Douglas & Dr. Dain Heer ROMA Mart 2012 Access Seviye2 & 3 -Gary Douglas ,ISTANBUL Ekim 2011 Varlığın Enerjetik Sentezi ESB -Dr. Dain Heer ,ROMA Haziran 2011 Kopya çekmek yaşamın değildir…Senin yalanındır -Gary Douglas, NEW ZEALAND 2011 Access Eğitimci Semineri -Gary Douglas,ROMA Mart 2011 Access Seviye 2 & 3 -Gary Douglas,STOCKHOLM Şubat 2011 Masssuma Enerji Seviyesi 1 , ISTANBUL Mayıs 2011 Access Temel & Seviye 1 -Steve Comer Mayıs 2011 Access Temel & Seviye 1, Beden Semineri -Steve Comer Ocak 2011 Başlangıç… Farklı Gerçeklik… Farklı Dünya… Costa Rica’da 7 gün -Gary Douglas,COSTA RICA Ekim 2010 Access Seviye 2 & 3- Gary Douglas Eylül 2010 Sizin için uygun ses -Blossom Benedict Eylül 2010 Access Temel & Seviye 1 ,Beden Semineri -Steve Comer Kasım 2010 Access Temel & Seviye 1 -Steve Comer Ağustos 2010 Access Temel & Seviye 1, Beden Semineri- Steve Comer Haziran 2010 Access Temel & Seviye 1 -Blossom Benedict Mayıs 2010 Access Temel & Seviye 1 – Kam Phagura , Blossom Benedict Şubat 2010 Access Bars, Temel &Seviye 1, Beden Semineri – Steve Comer Eylül 2010 Access Temel & Seviye 1 & Beden Semineri -Steve Comer Kasım 2009 Access Temel & Seviye 1- Steve Comer Eylül 2009 Access Temel & Seviye 1 -Steve Comer Ağustos 2009 Access Enerjetik Yüz Gerdirme ve Güzellik Sınıfı- Kam Phagura Haziran 2009 Kuantum bireysel, Kuantum DüşünceTekniği, Kuantum Uygulamalı Eğitimi – Günseli Aralık 2008 Tekamül Kaynakları ve Esma-Ül Hüsna -Işık Elçi Aralık 2008 Şuurlu İnanç Bilgileri Semineri -Mualla Cömelek -1 senelik bir seminerdir 2003 Dikşa Enerji Aktarım Çalışmaları- Kiara Windrider Aydınlanma Fenomeni kitabının yazarı 2003 Bilgelik Eğitim Çalışma Grupları -Işık Yazan 5 yıllık süreçte çeşitli zamanlarda devam edilmiştir 2000 Access Bars, Temel, Beden Seminerleri- Hüsnü Onaran Aralık 2000 Radiance Teknik/Authentic Reiki dersleri – Hüsnü Onaran 1998 ” TANITIM TOPLANTISINDA YER ALACAK 13 KONU BAŞLIĞI VE İÇERİKLERİ 1-THE BARS EĞİTİM 8 SAAT – SEANS 1,5 SAAT Hayatınızda sizi sınırlayan her şeyden özgürleşmek ister misiniz? Tüm yaşamın kolaylık, neşe ve ihtişamla geldiği, seçimlerinizi coşku ile yaşadığınız yeni bir dünyaya merhaba demek ne kadar da harika bir fikir! O halde The Bars ile tanışmanın tam zamanı! Başınızın üzerindeki 32 noktaya uygulanan hafif dokunuşlarla hayallerinizin de ötesinde bir yaşam deneyimi yaratabilirsiniz. Şimdiye dek sizi sınırlayan, engelleyen tüm düşünce, fikir, yargı, inanç ve korkularınız bu 32 noktada elektriksel bir biçimde depolanmıştır. Psikosomatik yani zihin ve beden bütünlüğünden oluşan canlılar olduğumuz için bu elektriksel alanlar hem fiziksel hem zihinsel olarak yaşamımızın akışında aksaklıklar ortaya çıkarmaktadır. The Bars’ın mucizevi dokunuşları sayesinde artık bize hizmet etmeyen tüm bakış açılarından kurtulup, yeni ve sonsuz olasılıklarla dolu bir deneyime yer açabiliriz. 2-SUİSTİMALE TUTUNMA SEANS 1,5 SAAT Hayatımızın hemen hemen her alanında başka insanlar tarafından suistimal ediliyor, istismara uğruyoruz. Kimileri bunu bilerek kimileri ise hiç farkında olmadan yapıyor. Suistimal ve istismar, aslında kendi realitemize sahip olma farkındalığını kaybetmemizden kaynaklanır. Bu farkındalığa sahip çıkmadığımızda sanki kendimizi gerçekleştirmek için başkalarının enerji ve alanlarına ihtiyacımız varmış gibi hissederiz. Hal böyle olunca da doğal olarak suistimal ve istismara maruz kalırız. Fiziksel, zihinsel, duygusal, parasal ya da başka bir yapıda suistimale veya istismara maruz kaldığımızda ise bedenimiz bu duyguyu enerjetik olarak hapseder ve durmadan bu hisleri yaşamak zorunda kalırız. Accsess ile bu farkındalığı yeniden kazanmak ve kendi gerçekliğimizi yaratmak çok kolay! Daha fazla özgürlük için neler mümkün? 3-SENİN İÇİN DOĞRU SES / RIGHT VOICE FOR YOU SEANS 1,5 SAAT Hayat sahnende gerçekten kendin olmak ve mucizeler yaratmak ister misin? Var olmanın mucizelerini olduğu gibi hayatına taşımak için neler mümkün? Senin için doğru ses, kendimizle ilgili oluşturduğumuz tüm yargıları ortadan kaldırmak, varlığımızı sesimizle birlikte tüm dünyaya duyurmak üzere geliştirilmiş bir araçlar yargılar ortadan kalktığında hayatımızın başrolünde daha fazla görünür, daha fazla duyulur ve daha fazla kendimiz olacağız. Bundan daha iyi nasıl olur? 4-İŞİN NEŞESİ EĞİTİM SEMİNER 1 TAM GÜN – SERTİFİKALI İşinizi seviyor musunuz? Peki işiniz de başarılı olduğunuzu düşünüyor musunuz? İnsanların çoğu iş yaşamında yer almakla iş yapmanın aynı şeyler olduğunu düşünür. İşe dair geliştirdikleri pek çok direnç vardır. İşi bir angarya, hayatlarından çalınan bir zaman, onları mutsuz eden bir araç olarak görürler. Aslında işinizin en büyük neşe ve eğlence kaynaklarınızdan biri olabileceğini hiç düşündünüz mü? İşinizi yaratırken yaratıcılığınızı ortaya koyduğunuzu fark etseniz bu neleri değiştirirdi? Hayatınızda yaratabileceğiniz para miktarının işinize olan yaklaşımınızla doğrudan ilgili olduğunu bilseniz neyi seçerdiniz? İşin neşesi eğitimi ile işe olan tüm bakış açılarınız değişecek, daha fazla neşe, keyif ve para yaratacaksınız. Başka neler mümkün? 5-BEING YOU CHANGING WORLD/KENDİN OL DÜNYAYI DEĞİŞTİR ? 2 SAAT TANITIM SEMİNERİ + 1 TAM GÜN EĞİTİM Yalnızca kendiniz olasaniz tüm dünyayı değiştirebileceğinizi söylesek ne hissederdiniz? Kendin ol mak gerçekte kelimelerle tanımlanamayacak bir niteliktir. Sadece varoluşunuzun enerjisini takip etmek ve o enerjinin ihtişamını hissetmek anlamına gelir. Şimdiye kadar bize ne olmamız gerektiği defalarca kez öğretilmeye çalışıldı. Ne olduğumuz ile ilgili, sınırlar, fikirler, inançlar ve bakış açıları yerleştirildi zihnimize. Ama bizler bunların hiç biri değiliz. Korkularımız, depresyonumuz ya da mutsuzluğumuz değiliz. Biz varoluşun en güzel hediyesiyiz. Var olmamız bizim için en muhteşem hediye. Bunu bir kez fark ettiğinizde dünyanız hiç olmadığı kadar muhteşem bir hale gelecek. 6-FOUNDATION/ ACCSESS TEMEL SEMİNER EĞİTİM – 4 TAM GÜN – SERTİFİKALI Hayatınızı şimdi içinde bulunduğunuz realitenin sınırlamalarına göre yaşamak sizi mutlu ediyor mu? Hayır dediğinizi duyar gibiyiz. Peki bu realitenin kilitli kapılarını açmak ve en derinde arzuladığınız her şeye sahip olabilmeniz için sonsuz olasılıklarınızı görmek ister misiniz? Foundation semineri ile yaşamın işleyişine bilinçli bir alandan baktığınızda değişimin ve dönüşümün gerçekte ne kadar kolay olduğunu fark edeceksiniz. Temelde bu seminer yaşadığımız realitenin matrikslerinin dışına çıkmakla ilgilidir. Kendiniz için var olan sonsuz olasılıkların bilincine vararak realitenizi değiştirecek ve yeni bir hayat yaratmanın kolaylığını deneyimleyeceksiniz. 7-OLASILIKLAR SENFONİSİ SOP SEANS – 1 SAAT Dünya ile tını uyumumuzun olağanüstü ve mutlak bir yetenek olduğunu ve bu yeteneğe her birimizin sahip olduğunu biliyor musunuz? Hepimizin kendi muhteşem hayatını yaratabilecek muazzam bir gücü ve titreşimi var. Üstelik kendi biricik varlıklarımızın farklılığı ve çeşitliliği bu gezegen için olağanüstü bir katkı yaratabilecek durumda. Bu seansla birlikte olasılıklar evreninden birlik bilincine doğru bir yolculuğa çıkacak ve mucizeleri neşe, kolaylık ve ihtişamla yaşamınıza davet edeceksiniz., 8-BEDEN TERAPİSİ SEANS 1,5 SAAT – EĞİTİM 5 SAAT Ya eğer bedeniniz yaşamın gizemine ve muhteşemliğine rehberlik eden bir pusula ise? Bu pusulayı fark etmek hayatınıza nasıl bir ihtişam ve kolaylık getirirdi? Yaşamın başka hangi mucizelerine tanıklık ederdiniz? Bedenimiz, zihnimiz ve bilincimizle muhteşem bir uyum içerisinde çalışır. Bu uyum çeşitli yargı,korku, bakış açısı ve inançlarla bozulduğunda fiziksel hastalıklardan ruhsal bozukluklara kadar aslında istemediğimiz, bize hizmet etmeyen yaşam formlarını hayatımıza dahil etmiş oluruz. Peki bu durumu değiştirmek için bedeninizle gerçek bir diyaloğa var mısınız? Bu diyalog ile birlikte bedeninizle ilişki kurma biçiminiz de değişecek. Bedeninizle kurduğunuz ilişki değiştiğinde ise yaşamınızın her alanı yerini daha fazla eğlenceye ve ihtişama bırakacak. Belki de şimdiye kadar bedeninizi sadece yargıladınız, size anlatmaya çalıştıklarını hiç duyamadınız. Bedeninizi gerçekten dinlediğinizde yaratacağınız mucizeleri gelin birlikte görelim. 9-FACELIFT – ENERJETİK YÜZ GERME SEANS 1,5 SAAT – EĞİTİM 6 SAAT Yaşam boyu kaygı, korku, endişe, öfke, kıskançlık ve bunlar gibi size hizmet etmeyen duygu durumları yalnızca ruhsal anlamda zarar vermez. Bu duyguların faturaları beden ve olduğu gibi cildimize yani yüzümüze yansır. Enerjetik anlamda yıpranmış, kırışlıklarla dolmuş cildinizi yeniden tazelemek, canlı ve güzel bir görünüşe kavuşturmak ister misiniz? Facelift seansları ile bu değişip hayal edebileceğinizden de daha kolay. Ufak dokunuşlarla, bedeninize ve cildinize başka travmalar yaratmadan sağlıklı ve harika görünen bir cilde sahip olabilirsiniz. Bundan daha iyi nasıl olur? 10-NASIL PARA OLUNUR? SEMİNER 4 SAAT Ya parayla ilgili sahip olduğunuz bakış açıları dışında para ile aranızda herhangi bir fark yoksa? Bu seminerde aslında paranın dünyamızı değiştirmek için sadece bir araç olduğunu, parayla aramızda sahip olduğumuz bakış açıları, yargı, inanç ve korku dışında herhangi bir fark ya da sınır olmadığını fark edeceksiniz. Böylece hayatınızda kolayca para yaratabilecek, finansal durumunuz değiştirip para ile aranızdaki tüm engel ve sınırlamaları kaldırmayı öğreneceksiniz. Gerçekte olduğunuz güç, enerji ve para olmaya hazır mısınız? 11-VAR OLMANIN ENERJETİK SENTEZİ ESB Esp seansları, çocukken sahip olduğunuz ve yetişkinlikte değiştirmek istediğiniz her şeyi kolayca değiştirebilmeniz için tasarlanmış sihirli bir araçtır. Sonsuz bir varlık olarak sizin etrafınızdaki her şey ile bağlantı kurmanızı, bu bağlantı sayesinde alıp kabul edebilmenizi sağlayacak muhteşem bir yöntem olan esp ile aslında hiçbir zaman hatalı olmadığınızı far edeceksiniz. Bu farkındalık ile beraber değiştirmek istediğiniz her şeyi aslında ne kadar kolay değiştirebileceğinizi deneyimleyerek hayallerinizin de ötesinde bir yaşama kucak açmış olacaksınız. 12-THE SYMPHONY MAESTRO SEANS – 1 SAAT Siz yürüyen bir olasılıklar patlaması mısınız? Daha önce hiç duyulmamış, görülmemiş ve konuşulmamış enerjilerle dolu yeni ve kocaman bir oyun alanı yaratmak ister misiniz kendinize? Bu seansta kendi gerçek enerjinizi fark edecek, evrenin sonsuz olasılıklarıyla kendi muhteşem enerjinizin birliğini hissedeceksiniz. Bu müthiş birleşme şimdiye dek hiç hissetmediğiniz kadar olağanüstü hissetmeniz ve tüm gerçekliğinizi değiştirmenize neden olacak. Hazır mısınız? Başka neler mümkün? 13-KAYNAKLA BAĞLANTI Bireysel Seans – Grup Çalışması / Her ikisi de 1,5 saat İçinizdeki gerçek ışıkla buluşmaya hazır mısınız? Yıllarca kendinizden uzaklarda arayıp bulmaya çalıştığınız kaynağın aslında gönlünüzde sadece sizin tarafınızdan fark edilmeyi beklediğini biliyor musunuz? Bu ışığı yeniden keşfettiğinizde artık hayatınızda hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu çalışmanın ana hedefi; kudretinizi fark edip her daim anda kalmanızı sağlayarak yaşam yolculuğunuzu sihirli bir yere dönüştürmektir.”

işık yazan bilgelik bilinci eğitimi